İçeriğe geç

arasındaki dünyevî farklılıkların önemsizliğini anlar. Neticede ihlâsı kazanma ve Allah’a hakiki kul olma yolunda önemli bir adım atmış olur.

İhram; ölen kimsenin her şeyini dünyada bırakıp kabre basit bir bez parçasıyla gireceğini hatırlatır insana. Dünyalık her şey, para, makam, rütbe... dünyada kalmış, insan, dikişi bile olmayan, cebi dahi bulunmayan basit bir beze sarılarak Allah’ın huzuruna gelmiştir. Tıpkı ilk doğduğu gün gibi. Bütün hacıların renk, ırk, dil ve statü ayrımı olmaksızın, kefene benzeyen aynı tip ihram elbisesi içinde bulunmaları, kıyamet günü herkesin bir araya geleceği o dehşetli tabloyu, dolayısıyla “Her nefis ölümü tadıcıdır.”46 gerçeğini ihtar eder. Bu hâl, ihlâsı kazanmanın en tesirli sebeplerinden biri kabul edilen “rabıta-i mevt”47 gibi ölümü hatırlatır. Ayrıca insanı gurur ve kibirden kurtarması cihetiyle de ihlâs ve tevazuu kazanmaya vesiledir.

Arafat ve Müzdelife, mahşer meydanını sembolize eder. Dünya üzerinde hayat sürmüş bütün insanların öldükten sonra tekrar dirilip hesap vermek üzere havf ve recâ duyguları içinde bekleyecekleri o dehşetengiz meydanı hatırlatır. Herkes kendi dilince duaya durmuş, Cehennem’den azat edip Cennet’i nasip etmesi için Rabbülâlemîn’e yalvarmaktadır.

Telbiye; her zaman Cenâb-ı Hakk’ın emrine amade olduğumuzu, dünya hayatında daima O’nun yolunda hareket edip masivaya gönlümüzü kaptırmayacağımızı ifade eder.

Kâbe; Allah ile mânen buluştuğumuz, O’na en gizli hislerimizi açıp yalvarıp yakardığımız yerdir. Kâbe’nin, taştan yapılmış bir bina olmanın çok ötesinde bir anlamı vardır. İnsan, bilhassa Kâbe’nin eteklerine yapıştığı, Mültezem’e sarıldığı zamanlar

61