bah namazının vaktinin çıkacağı âna kadar bekledi. Güneş doğar doğmaz Arafat’a hareket etti. Daha önceden ashabından bazılarını göndermiş ve kendisi için Arafat sınırının başladığı Nemîre isimli yerde çadır kurmalarını emretmişti. Arafat’a gelince bu çadırda biraz dinlendi ve güneşin zevâle kaymasıyla birlikte Batn-ı Vâdi / Urane vadisi’ne geldi ve burada ashabına hitapta bulundu.
Vakfe günü oruç tutmanın hükmünü merak edenler vardı. Resûlullah’ın, “Arefe günü oruç tutmak, önceki sene ile sonraki senenin günahlarına kefarettir!”168 buyurduğunu biliyorlardı. Hazreti Abbas’ın hanımı ve Efendimiz’in de baldızı Ümmü Fadl (radıyallâhu anhâ), bir aralık Allah Resûlü’ne bir bardak süt veya şerbet göndermişti. Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem), herkesin gözü önünde ve devesinin üzerinde olduğu hâlde bunu içti ve arkasından ashabına Arefe günü Arafat’ta oruç tutmalarını yasakladı.169
Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), öğle vaktinde önce öğle namazını, ardından da hiç ara vermeden ikindi namazını kıldırdı. Ardından Nâbit tepesine kadar yürüdü. Bu arada mübarek eliyle ashabına da işaret ediyor, Cebelü’r-Rahme’nin uzağında bulunanlara da haber gönderip, “Meşâirinizin üzerinde durunuz! Çünkü siz, babanız İbrahim’in mirasından bir miras üzere bulunuyorsunuz!”170 diyordu. Arkasından da, “İşte burası Arafat’tır ve vakfe yeridir; üstelik Arafat’ın her tarafı vakfe yeridir!”171 buyurdu.
Resûlullah’ın, o gün vakfe için durduğu yer, taş yığınlarından oluşan ve Rahmet tepesi olarak bilinen yükseltinin eteğiydi. Topluluğu önüne alacak şekilde Kâbe cihetine yönelen Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), bu-