Ayrıca buradan ayrı bir mânâ daha seziliyor ki o, bazı yorumcuların mezelle-i akdâmı olmuştur. إِنَّ اللّٰهَ هُوَ الرَّزَّاقُ ذُو الْقُوَّةِ الْمَتِينُ “Bütün mahlûkların rızıklarını veren, kâmil kuvvet ve tam iktidar sahibi Allah Teâlâdır.” (Zâriyât sûresi, 51/58) âyetinin ifadesiyle Cenab-ı Hak, Rezzâk ve aynı zamanda Zü’l-kuvve yani kuvvet sahibi, Kavî ve Metin’dir. Bu Kavî ve Metin’in arka arkaya zikredilmesi bir ıttıradı ve yeknesaklığı ifade etmektedir ki, bu da daha ziyade konunun mahall-i taallukunun tekvinî âyetler olduğunu yani kuvvetin mahall-i taallukunun tekvinî emirler olduğunu göstermektedir. O alanda cari olan şeylere biz kendi dilimizle enerji ve kuvvet diyebiliriz ki bu da bütün tahavvül ve tebeddülün esasen o kudret-i kâhirenin eseri olduğunu göstermektedir. Bu hususu da لَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللّٰهِ “Havl ve kuvvet ancak Allah’ın elindedir.”[3] beyanı gayet net olarak ifade etmektedir. Rızkın zaruri olarak yine bu kanunlar çerçevesinde meydana gelmesi de o hususta kuvvetin taalluku olarak görünmektedir. Binaenaleyh Cenab-ı Hakk’ın kudretinin iki taallukundan birisi âyât‑ı tekviniyede cebrî o metin kanunlardır ki, kavi ve metin olarak o alanda taallukları söz konusudur. İşte bu yönüyle kudretin taallukuna kuvvet diyoruz ve Vacibu’l-Vücud’un kudret-i kâhiresini ifade için O’nu Kadîr ve Kâdir ismiyle anıyoruz.
Şimdi buna göre âyetin mânâ-i münifine bakalım: