نُسَمِّي اللّٰهَ شَيْئًا لَا كَالْأَشْيَاءِ ... وَذَاتًا عَنْ جِهَاتِ السِّتِّ خَالِ “Biz Allah’a da ‘şey’ deriz. Fakat O, sair nesneler gibi bir şey değildir (O, araz ve cevher gibi şeylerden münezzeh ve mukaddestir). O’na ‘zât’ da deriz ama O öyle bir Zât’tır ki, altı yönden ve hayyizden, mekândan hâlîdir, münezzehtir, mukaddestir.”[1] denilerek bu hakikate işaret edilmektedir.
قَدِيرٌ kelimesine gelince, o, “kudret sahibi, muktedir, istediği şeyi istediği keyfiyette yapmaya gücü yeten” mânâsında bir siga-i mübalağa ya da sıfat-ı müşebbehedir. Esmâ-i hüsnâ içerisinde hem Kadîr hem de Kâdir isimleri mevcuttur. Ne var ki, aralarında bir farkın olduğu da açıktır. Biz, birinin gücünü ifade için “Falan, falan işi yapmaya “kâdir” desek de hiçbir zaman bunu “kadîr” şeklinde ifade etmeyiz. Evet, Kadîr ismi, Cenab-ı Hakk’ın Zât’ına has bir isimdir, başkaları hakkında kullanılamaz. Ama Kâdir ismine mânâ verirken, “Allah dilerse yapar, dilerse yapmaz.” şeklinde ifade ederiz. Bunda da kudret mânâsı söz konusudur ama fiil ve o fiili terk, müsavi bir durum arz etmektedirler.