Ahlâk açısından; bu temsillerde resmedilen toplumun durumunda şunları görüyoruz: Her şeyden evvel bu toplumda ciddi bir istikrarsızlık söz konusu. Şöyle ki, kış mevsiminde yaz kıyafetiyle, yaz mevsiminde kış giysisiyle, yazda bahar edasıyla, baharda sonbahar tavrıyla farklı görüntüler sergileyerek çevrelerini sürekli meşgul ediyorlar. Oysaki Kur’ân-ı Kerim, “kelime-i tayyibe”yi (güzel söz) anlatırken onda istikrar ve kök salıp semaya ser çekme üzerinde durmakta; “kelime-i habîse”yi (çirkin, kötü söz) ise istikrarsızlığın remzi olarak her gün ve her mevsim başka bir yerde bulunma resmiyle ortaya koymaktadır.[4] Binaenaleyh ahlâk açısından istikrarsızlık ve o münafıkça tavır ve davranışlar öyle kötü şeylerdir ki, onlar bununla bir şey kazandıklarını sansalar da hep kayıplar yaşamaktadırlar. Zira böylelerinde sabit bir hayat tarzı yoktur; bazen herkesin güldüğü anda onlar ağlar, âlemin ağladığı anlarda da gülerler.
Evet, Müslümanlar zaferyab olduklarında onlar mahzun olur, aksine Müslümanlar mağlup olup herkesin ağladığı demlerde de gülerler. Onlarda her zaman bir aykırılık görülür. Böyle bir hânenin içinde yetişen nesiller de böyle hissiz ve duygusuz yetişirler. Zira nesillerin de otlar, ağaçlar gibi kuvve-i inbatiyesi muttarıt (düzenli) bir zemine ihtiyaçları vardır. O olmadığı takdirde onlarda da istikrar söz konusu olamaz. Bunun için, bir münafık hânede yetişen evlat, şayet daha sonra sıcak bir mü’min harîmi bulamamışsa, ataları gibi münafık olarak yetişir. Evet, o habis cazibeden sıyrılabilip Müslümanlığın cazibe-i kutsiyesi içine girenler kurtulmuş olurlar.