İçeriğe geç

Onlar bu dilhıraş, yürek parçalayan hâdise içinde yanıbaşlarında ra’dın tarrakalar çıkarması, gözlerinin önünde şimşeğin çakıp gözün ziyasını alıp götürmesi ve her hâdisenin kalbde bir irtiad yani bir ürperti, bir titreme hâsıl etmesi karşısında ara sıra çakan şimşek ne zaman onların tepesinde çaksa, o aydınlıkta ve aydınlığın buutları çerçevesinde biraz yürürler. Şimşek gaybubet ettiği ve iç içe karanlıklar onları çepeçevre sardığı anda da oldukları yerde kalakalırlar. Cenab-ı Hakk’ın meşieti onların görme ve işitme duyularını almaya taalluk etseydi onları da alıverirdi. Muhakkak Allah her şeye ve her şe’ne gücü yeten, kudreti kendinden bir Kadîr-i Mutlak’tır.

Bu açıdan burada anlatılmak istenen meselenin, ikinci temsilin devamı şeklinde –buna yukarıda tetimme-i temsil denilmişti– ele alınması daha uygun olacaktır. Vâkıa, müteahhirînden hususiyle de bu devirdeki yorumculardan bazıları “Bu müstakil bir temsildir, burada üç ayrı temsille münafıkların üç gürûhunun durumu anlatılıyor.” demektedirler ama âyet-i kerime siyak ve sibakıyla buna pek müsait görünmemektedir. Zira bu âyetteki zamirler, öbür âyetteki ifadelere işaret etmektedir ki münafıklar gürûhu burada şimşeğin çakması hâdisesi karşısındaki durumlarıyla resmedilmektedir.

Girişte arz ettiğim gibi vahy-i semaviden ümitvar olma, onun gönüllerde makes bulmasını düşünme veya düşünür gibi olma, fakat sonra bunu tamamen kaybetme hâlet-i ruhiyesi içinde olan kimselerin, o hususu düşüncede istikrarlı kimselerin görüp duyduğu gibi görüp duymalarına imkân yoktur.

* * *

Şimdi isterseniz bu meseleyi bir de içtimaî durumları anlatılan bir toplumun içtimaiyatına bakan yanıyla ve onların imansızlıklarının hâsıl ettiği ruh hâletleri itibarıyla yani ilm-i nefs ve ilm-i ahlâk açısından birer cümleyle hulâsa edelim.

408