İçeriğe geç

أَظْلَمَ kelimesi if’âl babından olup “karanlık çöktü, karanlığı çökertti” mânâlarına gelmektedir. Yerine göre bunlardan biri kastedilir. İf’âl babından gelmesi itibarıyla hemzesi “ta’diye” için olabileceği gibi “sayrûret” için de olabilir. Bu tabire, “Karanlık yüzde ve satıhta idi de geldi başlarına çöktü.” veya “Başka bir tarafta mevcut idi de geldi onları kapladı.” yahut “Etraf açıkken karanlık bastı.” yahut da “Onlar o muzlim vicdanlarında ziyayı zulmet gibi gördüler, o atmosferi karanlık buldular.” şeklinde mânâ verilebilir ki bunların hepsiyle de meseleyi telif etmek mümkündür.

قَامُوا kelimesi قَامَ fiilinin mâzi, cem-i müzekker gâib sigasıdır ki, “Ayakta kalakaldılar.” şeklinde mânâ vermek uygun olur.

شَۤاءَ kelimesi üçüncü babdan gelmekte olup, “diledi, meşîeti taalluk etti” mânâlarını ihtiva etmektedir.

ذَهَبَ yine üçüncü babdan bir kelime olup “gitti” anlamındadır. بile kullanıldığında “götürdü, giderdi” mânâsına gelir.

إِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ : شَيْء kelimesi ile قَدِير ismi üzerinde de durmak yararlı olacaktır.

شَيْء kelimesi, مَا mânâsına da, مَنْ mânâsına da kullanılır. مَا kelimesine eskiden “nesne”, مَنْ’e de “kimesne” derlerdi. Daha sonraları ise nesne tamamen yerini “şey”e, “kimesne” de “kimse”ye terk etti. “Şey”, tarif olarak, bilinip kendisinden haber verilmesi sahih olan bir nesne demektir. Bunları Ta’rîfât kitaplarındaki tariflere bırakıp geçelim.

“Şey” kelimesinde zikredeceğimiz üç husus var:

Evvela, bu âyetle alâkalı olanıdır ki, burada “şey” kelimesi ister mevcut olsun, ister mâdum olsun mümkine denir. Mâduma “şey” denir mi, denmez mi şimdilik o hususu geçelim. Burada maksud olan “mümkin”dir, “vacib” değildir. Bu itibarla da âyetteki “şey” kelimesi bu mânâda anlaşılmalıdır.

402