Cenab-ı Hak, bir kısım hikmet ve maslahatlardan ötürü onların görme ve işitme kabiliyetlerini almamıştır. Evet, onlar vâkıa görür, işitir durumdadırlar ama bakış zaviyesinin doğru olmaması onları bu hâle getirmiştir. Öyle ki bunlar, kâh görüyor kâh görmüyor olmalarından hep ızdırap içindedirler. Belki gözleri ve kulakları olmasa da görüp duymasalar bu kadar muzdarip olmayacaklardı ve ne şimşeğin çakması ne de ra’dın tarrakaları onlara çok fazla endişe vermeyecekti. Ayrıca onlar şöyle böyle bir şey yapıyor göründükleri hâlde aslında yapamıyorlardı. Öyleyse onların gözleri ve kulakları bulunmalıydı ki, yol almasalar da âlem nazarında yürüyor görünsünler ve hiçbir şey yapmadıkları hâlde, o bakış ve bu kulak verişle, yapıyor zannedilsinler. Bundan da anlaşılmaktadır ki, onlar hayatlarında hep hareket hâlindeler ama hareketleri ne dünya hayatına ait bir hayır getirmekte ne de ahiret hayatına ait onlara bir şey vaat etmektedir. Temsil gayet nettir. Onlar yürümektedirler, ama ne tarafa gittikleri belli değildir ve oldukları yerde dolaşıp durmaktadırlar. Öyle ki bazen bir şimşeğin çakmasına göre mütereddit adımlarla yol alıyor gibi görünmekte ama temelde yerlerinde saymaktadırlar.