Bilindiği gibi Asr-ı Saadet ve onu takip eden asırlarda altın ve gümüş, bir taraftan bugünkü para yerine kullanılıyor; diğer yandan da külçe hâlinde bulunuyor veya zinet eşyası olarak değerlendiriliyordu. Bu değerli madenler günümüzde daha çok zinet eşyası olarak karşımıza çıksa ve nakit para olma özelliğini kaybetmiş olsa da; hâlâ paranın fonksiyonlarını yerine getirmeye devam etmektedirler. Zira her şeyden önce bunlar önemli birer yatırım aracıdır. İstenildiği zaman paraya çevrilmesi mümkündür ve bu çok da kolaydır. Bu sebepledir ki bir insan, gerek zinet eşyası olarak gerekse tasarruf düşüncesiyle, hangi niyetle olursa olsun, nisap miktarının üzerinde altın veya gümüşe sahipse, bunların zekâtını vermesi gerekir.
Altın ve gümüşün nisap miktarları da bizzat Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) tarafından tespit edilmiştir. Mesela Ebû Saîd el-Hudrî’nin (radıyallâhu anh) rivayet etmiş olduğu bir hadis-i şerifte Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Beş ukiyyenin (200 dirhem=595 gram gümüş)297 altındaki mallarda zekât yoktur.”298
İbn Mâce’nin rivayetine göre İbn Ömer ve Hazreti Âişe (radıyallâhu anhum) de bunu destekleyen şu rivayeti nakletmişlerdir:
“Nebiyy-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) her yirmi dinardan yarım dinar, her kırk dinardan da bir dinar zekât alıyordu.”299
Ebû Dâvud’da yer alan şu rivayet ise altın ve gümüşün hem nisabı hem de verilmesi gereken zekât miktarlarını bildirmektedir: