Bu mevzuda ilk defa Makdisî, Tezkiratü’l-kübrâ’sında mevzû hadisleri bir araya topladı. O ve diğerleri bu hususta insafsız denilecek ölçüde öylesine hassas ve hakperestçe davrandılar ki, meselâ İbnü’l-Cevzî, kendi mezhep imamı olmasına rağmen, Ahmed İbn Hanbel’in kırk küsur bin hadis ihtiva eden Müsned’indeki bir hayli hadisin mevzû, zayıf veya metrûk olduğuna hükmetti. Daha sonra gelen İbn Hacer el-Askalânî, İbnü’l-Cevzî’nin mevzû, zayıf veya metrûk hükmünü verdiği hadisleri yeniden elden geçirdi ve on üçü dışında geri kalanların hepsinin değişik kanallarla sıhhatini tespit edip, on üçünü sağlam bir esasa dayayamadığını ‘el-Kavlu’l-müsedded fi’z-zebbi an Müsned-i Ahmed’ isimli eserinde belirtir.46
Burada şu noktayı ifade etmek gerekiyor ki, hadisçiler, İbnü’l-Cevzî için, fazla dikkatli olmadığından pek çok sahih hadise mevzû veya metrûk damgası vurması sebebiyle “mütesâhil” derler.47 Onun mevzû olduğuna hükmettiği hadisleri İbn Hacer gibi, hâtimü’l-huffâz ve Resûlullah’la yetmiş küsur defa vicahî görüşen Celâleddin es-Süyûtî de yeniden tetkikten geçirmiş ve: “Ben bunların içinde mevzû hadis görmedim; belki zayıf olabilir.” demiştir.48 Süyûtî, ayrıca İbnü’l-Cevzî’nin “el-Mevzûâtü’l-kübrâ”sını da tetkik ederek, ‘yapma inciler’ mânâsına gelen meşhur “el-Leâliü’l-masnûa”sını yazmış ve İbnü’l-Cevzî’nin mevzû dediği hadislerden hangisinin gerçekten mevzû, hangisinin metrûk ve hangilerinin sahih olduğunu göstermiştir.