Yine, bir gün Ebû Musa el-Eş’arî, Hz. Ömer’i ziyarete gelmişti; kapıyı üç kere çaldığı hâlde, girmesi için müsaade çıkmayınca geriye döndü. Hz. Ömer, meşguliyeti bitince: “Abdullah b. Kays’ın sesini işitmiştim; izin verin, girsin.” diye emretti. “Gitti.” dediler. Bunun üzerine, adam gönderip çağırttı ve Ebû Musa’ya: “Neden gittin?” diye sordu. O da: “Resûlullah bize, ‘Bir yere girmek istediğinizde üç defa kapıyı çalıp, izin isteyin. İzin verilmezse geri dönün.’ diye emretti.” dedi. Hz. Ömer: “Ben bunu duymadım. Böyle olduğuna dair muhakkak bir beyyine getirmelisin.” diye gürledi.
Ebû Musa, hemen Mescid-i Nebevî’ye koştu ve meseleyi oradakilere açtı. Übey b. Ka’b: “Bunun için büyüklerin şehadeti gerekmez; küçüklerimiz de bilir bunu.” diyerek, Ebû Said el-Hudrî’yi Hz. Ömer’e gönderdiler. Hz. Ömer (radıyallâhu anh), bu şekilde davranmasının sebebini şöyle açıkladı: “Vâkıa, ben seni itham etmek istemedim. Fakat, rastgele insanların Resûlullah’a yalan isnat etmelerinden korkarım.”23
a. Tahkik Yolunda Rihlet
Ashab-ı kiram, hadisler mevzuunda böylesine hassasiyet gösterdiği gibi, tek bir hadis için ‘rihlet’ denilen seyahatler düzenleyecek kadar da sünnete ihtimam gösteriyordu. Tâbiînin büyük fukahasından ve nice büyüklerin, önünde diz çöktüğü siyâhî Atâ b. Ebî Rebah’ın nakline göre, Ebû Eyyub el-Ensarî’nin kafasına bir hadis takılır ve: “Bunu Resûlullah’tan duyanlardan sadece Ukbe b. Âmir kalmıştır.” der, hayvanına binip Ukbe b. Âmir’in yaşadığı Mısır yolunu tutar.