Ebû Hanife Mektebi’nde yetişip, İmam Şafiî’ye üstadlık yapan ve: “Duyduğum bir şeyi unuttuğumu hatırlamıyorum; duyduğum bir şeyi ikinci defa tekrar ettiğimi de hatırlamıyorum.” diyen İmam Şafiî’nin ona, su-i hıfzından şikâyette bulunduğunda: “Günahlardan sakın; çünkü ilim nurdur ve Allah’tan olan bu nur, âsiye hediye edilmez.” cevabında bulunan meşhur Vekî’ İbn Cerrah, babasından hadis rivayet ederken onu başka rivayetlerle destekleme ihtiyacı hissederdi. “Neden böyle yapıyorsun?” dediklerinde, şu cevabı verirdi: “Babam devletin hazine memurlarındandır. İhtimal, memuru bulunduğu devlet hesabına bazı sözleri yumuşatabilir.”39
c. İlel Kitapları
İşte bu büyük zatlar bir de bu mevzuda dünya kadar ilel kitapları yazdılar; yani, hadislerin senet veya metinlerindeki arızaları, tam bir hekim hazâkat ve hassasiyetiyle ortaya koyan eserler tedvîn ettiler. Zuafâ ve Metrûkîn kitapları yazdılar; zayıf ravileri, kendilerinden hadis alınmayan ve hadisleri terkedilen ravileri birer birer teşhir ettiler.
Onlar bu mevzuda o denli hassas idiler ki, biri “Babam hazine memurudur.” diye, babasından rivayetlerini başka rivayetlerle desteklerken.. bir diğeri, babasını soranlara, onun hadis rivayetinde itimat edilemeyecek derecede zayıf olduğunu söyleyerek ondan hadis rivayet etmelerini engelliyordu.40
Yine hadisin dev imamlarından Abdurrahman İbn Mehdî, Şu’be, Sevrî, İbn Mübarek ve İmam Malik’e: “Bu insanların çoğu yalanla itham ediliyorlar. (Biz de bunlar yalancıdır diye kitaplara alıyoruz. Bunları fâşetmek nasıl olur?) diye sordum. Dördü de: ‘Hadis dindir, daha önemlidir; çünkü onda hakikat-i Ahmediye gizlidir.’ şeklinde konuştular.”41 demektedir.