İçeriğe geç

Gerçekten o dönemde yalana karşı âdeta ilan-ı harp edilmişti. İbn Şihab ez-Zührî, İbn Sîrîn, Süfyan es-Sevrî, Âmir b. Şerâhil eş-Şa’bî, İbrahim İbn Yezîd en-Nehaî, Şu’be, Ebû Hilâl, Katade İbn Diâme, Hişam ed-Destevâî, Mis’ar İbn Kudâm, evet, hepsi de yalana karşı harp ilanında bulunmuşlar ve birer hisbe memuru gibi yalanı ve yalancıyı takip ediyor ve yalanları doğrulardan ayıklıyorlardı.

Ebû Hilâl, Şu’be, Said b. Ebî Sadaka, Katâde b. Diâme’den rivayet ettikleri bir hadiste: “Şöyle mi demişti, böyle mi demişti?” diye tereddüte düştüklerinde, hakem olarak Hişam ed-Destevâî’ye müracaat ederlerdi. Şu’be ile Sevrî, herhangi bir meselede tereddüde düştüklerinde ise Mis’ar İbn Kudâm’a müracaat ederlerdi.34

Bunlar, mezhep taassubu içinde bulunan şahısları adım adım takip ederler; nerede olursa olsun yalan söylemeye müsait her şahsın karşısına dikilir ve söyledikleri her hadisi “Kimden duydun?” diye sorarlardı.

a. Hıfz Misyonu

Bu arada dev hafızlar, hafıza dâhileri de durmadan hadis ezberliyorlardı. Ahmed İbn Hanbel’in, değişik kanal, değişik sened, farklı metin, yani muhteva aynı olsa bile, sahihi, haseni ve zayıfıyla bir milyon hadis ezberlediği söylenir ki; kırk bin hadis ihtiva eden meşhur Müsned’ini üç yüz bin hadisten seçerek meydana getirdiğinde şüphe yoktur. Vâkıa, bu kırk binin içinde mükerrerler ve oğlu Abdullah’ın ‘Zevâid’i vardır.

395