Aynı şekilde, Hz. Ali aleyhinde uydurulan hadislere mukabil, o Bâlâ Kamet’i senâ maksadına matuf hadis imal edenler de vardı. İşte, bu tür uydurmalar başlayınca, sıdkı kendilerine şiâr edinen büyük imamlar, artık “isnad”dan sorar ve duydukları her hadisi tahkik eder olmuşlardı. Evet, Şu’be gibi, Şa’bî gibi, Sevrî gibi kimseler, artık bu işi yakın takibe almış ve takip eder olmuşlardı.
Yine Müslim’in, tâbiînin büyük imamlarından Mücahid b. Cebr’den rivayetinde, benzer bir vak’ayı görürüz: Büşeyru’l-Adevî, İbn Abbas’ın yanına gelerek hadis rivayetinde bulundu ve İbn Abbas, kendisine hiç iltifat etmedi. Bunun üzerine, Buşeyrü’l-Adevî şöyle dedi: “Sana ne oluyor ki, ben sana hadis rivayet ediyorum, sense hiç kulak vermiyorsun?” İbn Abbas, şu cevabı verdi: “Biz, önceden bir kimse ‘Resûlullah buyurdu ki’ dedi mi, yüreklerimiz hoplar, gözlerimiz ona döner ve hemen kulak kesilirdik. Fakat, insanlar serkeş yahut uysal atlara binip de sağa sola rihlete başlayınca, artık bildiklerimizden başka şeyler almaz olduk.”32
Endülüs’ün büyük âlimi, İbn Abdi’l-Berr, tâbiînin dev imamlarından Âmir b. Şerâhil eş-Şa’bî’den rivayet ediyor: Rabî İbn Huseym: “Kim, on defa:لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ، لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ يُحْيِي وَيُمِيتُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ derse, bir köle azat etmiş sevabını alır.” hadisini rivayet eder. Şa’bî, derhal: “Bunu sana kim söyledi?” diye sorar. “Abdurrahman İbn Ebî Leylâ” cevabını alınca, şedd-i rihal eder ve tâbiînin bir başka dev imamı, dev fakihi İbn Ebî Leylâ’yı bulur. Ona sorar ve rivayetin sahih olduğunu anlar… İbn Ebî Leylâ da, bunu büyük sahabi Ebû Eyyub el-Ensarî’den duymuştur.33
4. Yalan ve Yalancının Takibi