İçeriğe geç

Ebû Dâvûd’un Sünen’inde ismine çok rastlanan İbn Ebî Lehîa adlı biri vardır. Zühdde, takvada çok ileri olan bu zat, hafızasından değil, kitaplarından rivayette bulunurdu. Bir aralık kitaplarını zayi edince, birdenbire hadis rivayeti hususundaki kadr ü kıymetini yitirdi. Artık bundan sonra kendisinden hadis alma mevzuunda o kadar hassas davranılıyordu ki; meselâ İmam Buhârî, ondan yalnızca başka hadislerle teyit edilen hadisleri veya sadece fetvaları alıp kaydetti.

c. Üslûp Ele Veriyordu

Edebiyatta üslûp diye bir mevzu vardır. Söz gelimi, Moliere’i otuz defa okumuş bir insan, Shakespeare’i, Tolstoy’u, Dante’yi, Necip Fazıl’ı, Nurettin Topçu’yu, Sezai Karakoç’u defaatle gözden geçiren bir insan, yığınla söz arasında onların sözlerini rahatça ayırt edebilir. Bu bir üslûp âşinalıktır. Hatta çok defa otuz defa okumaya bile gerek yoktur. Oysaki, yukarıda isimlerini verdiğim hadis imamları hayatlarını hadise vakfetmiş, Efendimiz’in sözlerine vâkıf söz sultanı, dil üstadı ve hafıza kahramanı insanlardı. Her gün, sabahtan akşama kadar, Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) sözleriyle haşr ü neşr oluyorlardı. Dolayısıyla, Efendimiz’in lâl ü güher sözlerini, O’na ait olmayanlardan çok rahat ayırabiliyor ve ağızlarında bir iki defa söyledikten sonra, çok rahatlıkla, “Bu hadistir veya değildir…” diyebiliyorlardı.

d. Mikyas, Kur’ân ve Mütevatir Hadisler

Hadisler, çoğu muhaddisçe “mütevatir” ve “âhad” diye ikiye ayrılmıştır. Bir hadis, yalan üzerine birleşmeleri mümkün olmayan bir cemaat tarafından rivayet edilmişse, bu hadis “mütevatir hadis”tir ve Ehl-i Sünnetçe ilmin üç sebebinden biridir. Bunun dışındaki hadislerse, “âhad hadis” yani tek bir nâkilden gelen hadistir. Bazıları, sahabe asrında âhad olmakla birlikte, tebe-i tâbiîn döneminde iştihar etmiş olanlarına “meşhur hadis” demişlerse de, asıl ayrım “mütevatir” ve “âhad” olarak yapılmıştır.

399