Hadis hususunda alabildiğine sert, tavizsiz ve arkadaşlarının: “Bunu çocukluğundan beri tanıyoruz; rüyalarına bile günah misafir olmamıştır.” dediği Yahya İbn Said el-Kattan’a: “Sen milletin bu kadar şeref ve haysiyeti ile oynuyorsun; şu hadis uydurur, şu zayıftır, şu metruktur diyorsun. Bir gün, Allah bütün bunları sana sormaz mı?” dendiği zaman, o, şu cevapta bulunur: “Onların Allah katında hasmım olmasını, Resûlullah’ın (sallallâhu aleyhi ve sellem) hasmım olmasına tercih ederim.”42
Evet, işte sünnet, bu fevkalâde hassasiyet içinde tesbit edildi. Buna rağmen, bir kısım hadisler uydurulmadı da denemez; uyduruldu ama, uydurulan hadisler, sahabe ve tâbiînin hadis sarraflığına çarptı ve karakolları çok iyi tutmuş bu hassas nöbetçileri aşamadı. Aşanlar da zamanla ayıklandı ve sahih hadis külliyatına girmeye yol bulamadı. Bu mevzuda, ayrıca şu yollar da takip ediliyordu:
5. Mevzû Hadislerin Ayıklanması
a. İtiraf
Çok defa yalan hadis uyduranlar, ömürlerinin sonunda, ölmeden önce veya bâtıl mezheblerinden rücû, Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat’e iltihak edince uydurdukları hadisleri itiraf ediyorlardı.
b. Yalan Takip Altındaydı
Ayrıca yukarıda izahına çalıştığımız yollarla yalancılar çok iyi takip ve tespit ediliyordu. Hayatında bir defa yalanına rastlanan bir zattan artık hadis alınmıyor, hatta sika olmakla birlikte zamanla vehme düşenlerden de rivayette bulunulmuyordu. Burada tipik bir misal vereceğim: