İçeriğe geç

İşte, âhad hadisler çok defa Kur’ân’ın ve sünnetin muhkemâtına vurulur ve onlara uyarsa kabul edilir, uymazsa “fîhi nazar” denilip tartışmaya açık tutulurdu.

e. Zaman ve Mekân Üstü Mülâkat

Her ne kadar usûl-i hadiste yer verilmese de, bu rabbânî insanlar arasında, zaman ve mekânı aşarak, doğrudan doğruya Fem-i Güher-i Nebevî’den hadis alanlar vardı. Meselâ, Muhyiddin İbn Arabî Hazretleri, sahih hadis kitaplarında rastlanılmayan ve kendisine sağlam hadis diyemeyeceğimiz: “Ben gizli bir hazine idim; bilinmek istedim, kâinatı yarattım.”43 sözünü: “Ben bizzat Resûlullah’tan aldım.” demektedir.

Aynı şekilde, büyük imam Celâleddin es-Süyûtî’nin, defalarca Efendimiz’le hem de yakazada görüştüğü menkuldür.44 Yine, İmam Buhârî, kendi kanallarıyla tespit ettiği her bir hadis için, abdest alır, iki rekât namaz kılar ve meseleyi Ruh-u Seyyidi’l-Enâm’a havale eder: “Doğru mu yâ Resûlallah?” der; kendince aldığı bir işarete göre de o hadisi kitabına kaydederdi.45

Ruhun zaman-mekân üstü bir yanı vardır. Zaman-mekân adına bildiklerimiz henüz kesin şeyler olmadığı gibi, bu mevzuda bilinen şeyler de çok fazla değildir. Mevcut fizik kanunları ve mu’talarıyla (verileriyle) isbat edilmemişse de, Einstein, mekânın üç buuddan sonra bir dördüncü buudunun da var olabileceğini söylemiştir. Ehlullah, öteden beri bu mesele üzerinde durmuş ve zamanüstü, mekânüstü hâlleri, varlığın iç nizamının tecellîleri olarak görmüşlerdir. Bu mevzuda yeri gelmişken, çok objektif olmamakla birlikte, yakın tarihte yaşanmış bir hâdiseyi nakletmekte fayda mülâhaza ediyorum:

400