İçeriğe geç

Mü’min, denge insanıdır. Bu sebeple de o, her şeye, olması gerektiği kadar değer verir. Daha doğrusu o, her meselede ilâhî takdiri anlamaya çalışır ve her şeye, Allah’ın verdiği değer ölçüsünde değer verir. Bu da ona apayrı bir kıymet kazandırır. Bu noktada mü’minin dikkat etmesi gereken husus, dünya ile ahiret dengesini koruyabilmek ve dünyaya dünyanın darlığı ve geçiciliği, ahirete de ahiretin genişliği ve ebediliği kadar ehemmiyet verme hassasiyetini göstermektir. Nitekim Kur’ân-ı Hakîm, şu ifadeleriyle bu dengenin nasıl kurulması gerektiğini talim buyurur:

وَابْتَغِ فِيمَا آتَاكَ اللّٰهُ الدَّارَ الْآخِرَةَ وَلَا تَنْسَ نَصِيبَكَ مِنَ الدُّنْيَا

“Allah’ın sana verdikleriyle hep ahiretin peşinde ol, ama dünyadan da nasibini unutma!”5

Dünya hayatında saadet içinde yaşamayı da şekavete kaymayı da iki cümleyle anlatan Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmaktadır:

مِنْ سَعَادَةِ ابْنِ آدَمَ الْمَرْأَةُ الصَّالِحَةُ وَالْمَسْكَنُ الصَّالِحُ وَالْمَرْكَبُ الصَّالِحُ وَمِنْ شِقْوَةِ ابْنِ آدَمَ الْمَرْأَةُ السُّوءُ وَالْمَسْكَنُ السُّوءُ وَالْمَرْكَبُ السُّوءُ

“Üç şey kişinin saadetine vesile olur: İyi bir hayat arkadaşı, iyi bir ev ve iyi bir binek. Üç şey de insanın bedbahtlığına sebep olan faktörlerdendir: Kötü bir hayat arkadaşı, kötü bir ev ve kötü bir binek.”6

Görülüyor ki Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) saadet sebebi olarak tavsif ettiği hususlar, doğrudan dünya ile alâkadardır ve insan hayatını kolaylaştırmaya matuftur. Talihsizlik olarak görülen şeyler de onun huzurunu kaçıran ve onu rahatsız eden hususlardır.

9