Allah’ın, şuurlu bir varlık olan insana gönderdiği ve onunla Kendini tanıttığı iki farklı kitabı vardır. Bunların birincisi kâinat kitabı, diğeri de başta Kur’ân olmak üzere peygamberlere gönderilen semavî kitaplardır. Esasında kâinat kitabı, –dilinden anlayanlar için– esmâsıyla, sıfâtıyla Zât-ı Bârî’yi mükemmel şekilde anlatmaktadır. Ne var ki Allah (celle celâluhu), kullarına olan merhametinin gereği onların ellerine bir de semavî kitaplar vermiş, bu kitaplar vasıtasıyla kâinat kitabını şerh ve izah etmiş ve böylece insanların yanlış yollara sapmalarına mani olmayı murat buyurmuştur.
Kâinat kitabının nadide bir parçası olan yeryüzü, ilâhî sanatlarla donatılmış manidar ve harika bir eserdir. Aslına bakılacak olursa Allah (celle celâluhu), isimlerine tecelligâh yaptığı bu eseri, insanoğlunun istifadesi için yaratmış ve insana bu eser üzerinde tasarrufta bulunma yetkisi vermiştir. Cenab-ı Hakk’ın, إِنّ۪ى جَاعِلٌ فِى الْاَرْضِ خَل۪يفَةًۜ“Ben, yeryüzünde bir halife yaratacağım.”2 kavl-i kerimiyle insanı halife olarak vasıflandırması da buna delâlet etmektedir.
Şu âyet-i kerimelerde ise özellikle mü’minlerin Allah’ın halifeleri ve yeryüzünün mirasçıları olduğu vurgulanmıştır:
“Kasem olsun ki Zikir’den sonra Zebur’da da, ‘Yeryüzüne salih kullarım mirasçı olacaklardır.’ diye yazdık.”3
“Allah, iman edip salih amel işleyenlerinize, kendilerinden öncekileri hâkim ve halife kıldığı gibi, onları da yeryüzüne hâkim ve halife kılacağını, onlar için razı olduğu dinlerini yerleştirip koruyacağını ve çektikleri sıkıntı ve korkularını gidererek yerine güven duygusu ihsan edeceğini vaat etti.”4