Bu farklılıkların elbette bir de imtihan yönü vardır. Cenab-ı Hak, insanları hem bu farklılıklar hem de toplu yaşamanın getirmiş olduğu sorumluluklar cihetiyle imtihan etmektedir. Zaten insanın dünyaya geliş gayesi de bin bir çeşit imbikten geçerek, karşılaştığı zorluklarla mücadele ederek ve önüne çıkan her türlü engeli aşarak maksuda ulaşmak değil midir?
b. Fıtrat Kanunlarına Riayet
Allah (celle celâluhu), bütünüyle varlığı belli kanunlar üzerine bina etmiştir. İnsan ancak Allah’ın koyduğu bu kanunlara riayet ettiği ölçüde isteklerini yerine getirmeye muvaffak olabilecektir. Hayatın âhenk içinde devam ve temadi edebilmesi, Yüce Yaratıcı’nın kâinata koymuş olduğu kanunlara riayet çerçevesinde dengeli bir hayat sürmekle mümkündür. O’nun koyduğu sisteme haksız ve yanlış bir müdahalede bulunmak, altından kalkılamayacak problemleri de beraberinde getirecektir. Haddizâtında insan, Cenab-ı Allah’ın halifesi olduğu için, ağaç budamaktan tarlayı sürmeye, toprağa tohum atmaktan meyveyi devşirmeye kadar birçok alanda ona varlık ve eşyaya müdahale etme hakkı verilmiştir. Fakat onun bu müdahalesi, fıtrat kanunlarına uygun olmalıdır. Aksi takdirde istediği neticeyi elde etmesi mümkün olmayacaktır.
İnsanoğlu, Allah’ın yeryüzüne koymuş olduğu bu kanunlara riayet etmek suretiyle dünyasını mamur kılacağı gibi, ahiret hayatı adına da önemli yatırımlar yapmış ve büyük kazançlar elde etmiş olacaktır. Çünkü şeriat-ı fıtriyeye uygun hareket tarzı, ferdî, ailevî ve içtimaî hayatı tanzim edeceği gibi, aynı zamanda kullarını Allah’a da yaklaştırmış olacaktır. Allah’a kurbet kesbeden birinin kaybedeceği hiçbir şey yoktur ve o hep kazanma kuşağındadır.