Kur’ân’ın birçok âyet-i kerimesinde zekât namazın yanında zikredilmiştir. İnsan, namazla âdeta kalb ve ruhun derece-i hayatına yükselip bir nevi miraç yaşarken; zekâtla da malını Allah’ın istediği yönde harcadığı için maddenin içerisinde mânânın neşvesini tatmakta ve böylece arşiyesini tamamlamış olmaktadır. Şu fani âlemde maddî bir varlık olan malı üzerinden zekâtla mâneviyata açılmakta ve malına da ebediyet kazandırmaktadır. Farklı bir ifadeyle, fani ve maddî bir âlemde yaşayan insan, cismaniyeti itibarıyla namaz vasıtasıyla, sahip olduğu mallarla alâkası cihetiyle de zekât vasıtasıyla mâneviyatın ve ebediyetin hazzına ermektedir.
Kur’ân’ın, وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ وَمَا تُقَدِّمُوا لِأَنْفُسِكُمْ مِنْ خَيْرٍ تَجِدُوهُ عِنْدَ اللّٰهِ إِنَّ اللّٰهَ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ“Namaz kılın ve zekât verin, hayır adına nefisleriniz için takdim ettiğiniz her şeyi Allah katında bulacaksınız. Şüphesiz ki Allah, yapıp durduğunuz her şeye nigehbandır.”11 şeklindeki ifadeleri de buna işarette bulunmaktadır. Yani, “Bir taraftan sinenizi çatlatırcasına ve içiniz Allah’a saygı ile dopdolu olarak bedeninizin zekâtı olan namazınızı eda ederken, diğer yandan da yine Allah’ın bir lütfu olarak elde ettiğiniz mâmelekinizin zekâtını vermek suretiyle içtimaî sükûn ve huzura kavuşun.” demektir.
1 Ra’d sûresi, 13/11; Ayrıca bkz.: Enfâl sûresi, 8/53.
2 Bakara sûresi, 2/30.
3 Enbiyâ sûresi, 21/105.
4 Nûr sûresi, 24/55.
5 Kasas sûresi, 28/77.
6 Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned, 1/168; el-Hâkim, el-Müstedrek 2/157.
7 Bkz.: Bediüzzaman, Mesnevî-i Nûriye, s.113 (Habbe).
8 Bkz.: Tevbe sûresi, 9/34.
9 Bakara sûresi, 2/267.
10 Neml sûresi, 27/39.
11 Bakara sûresi, 2/110.