İçeriğe geç

Bir diğer yol da insanın aklını kullanmasıdır. Üstad’ın yaklaşımıyla “Allah kelâmı, kâinat mescid-i kebirinde, kâinatı okuyor.” İnsan, okunan o kitaba, aklıyla bakmalı ve tefekkür etmelidir. Meselâ, “Semavat ve arzın yaratılmasında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde akıl sahipleri için âyetler vardır.”7 buyuruyor Kur’ân. Öyleyse insanların yaratılmasından ayrı ayrı dilleri kullanmalarına, yüz çizgilerinin farklılığından seslerine kadar her şey muhakeme edilmeli, akıl süzgecinden geçirilmeli ve bir neticeye varılmalıdır. Evet, bütün bunlar tesadüflerle tekevvün edecek şeyler gibi değil. Bilakis ancak irade ile, meşîetle olabilecek şeylerdir.. evet, işte bu mülâhazalar insana, Allah’a ulaşma yollarını açar ve onu mârifet semalarında gezdirir.

İnsanın düşünmesi, mevcut ve hâlihazırdaki vak’aları çok iyi değerlendirmesi, iman adına atılmış çok önemli ayrı bir adımdır. Şöyle ki, her zaman vak’alar çok iyi rapor edilmeli, sebepler ve neticeler arasındaki münasebetler araştırılmalı ve bu kabîl ameliyelerle sürekli yeni komprimelere ulaşılmalıdır. Ulaşılmalıdır ki imanın vaadettikleri çok iyi bilinsin, iman koridoru hızla geçilsin ve varılması istenilen ufka varılsın.

Bir üçüncü yol, kibrin kalbten çıkarılıp atılması, başka bir ifadeyle tevazudur. Kendini beğenmiş insanların inanmaları çok zordur.. ve bu hüküm Kur’ân’a aittir: “Yeryüzünde haksız yere böbürlenenleri, âyetlerimden uzaklaştıracağım.”8

Yani bunlar kitabımıza bakmak istedikleri zaman, o kitabı kapatacağız. Bir yerde semayı ve zemini müşâhede ettikleri zaman, biz kâinat kitabının ifade ettiği mânâları onlara duyurmayacağız. O, arz u semaya hep başka bir mahluk gibi bakacak, doğruluğa götürücü yolu bulsa bile kat’iyen bu yolda mesafe alamayacaktır. Çiçeklerdeki nağamatı, suların akışındaki hemhemeyi ve demdemeyi duyamayacak, tatlı korolardaki duygulara, ilhamlara… ulaşamayacaklardır.

135