Bu itibarladır ki Cenâb-ı Hak, bir bakıma meydan okuyor gibi, “Ey insanlar dikkat edin, size bir misal verildi, şimdi onu dinleyin: Allah’ı bırakıp da yalvardıklarınız (taptıklarınız) onun için biraraya gelseler bile, bir sineği dahi yaratamazlar.”13 buyuruyor. Burada, bir tek sineği bile yaratamazlar demek suretiyle hayatın ve hilkatin Allah’a (celle celâluhu) ait olduğuna parmak basılmaktadır. Bu mevzuda şimdiye kadarki araştırma ve tecrübeler şunu göstermiştir ki, bu kapı daima kapalı kalacaktır, hayat, bir muamma ve hem mülk hem de melekût yönleriyle daima Allah’ı gösteren bir ışık kaynağı olarak devam edecektir. O devam edecek, biz de bunlardan istidlâlde bulunarak önümüzdeki perdenin verâsında O Ezel ve Ebed Güneşi’ni görmeye çalışacağız.
Ayrıca, rahmet de yine her iki yanının nuraniyeti cihetiyle O’nu gösterir ve O’na imada bulunur.
Evet, rahmet, gayet geniş olarak Hâlık-ı Âzam’ın varlığına delâlet eder. Bu mevzua kavlî dua açısından yaklaşılırsa mesele daha iyi anlaşılabilir. Kavlî dua, esbap dairesi dışında Allah’a teveccüh etmek demektir. Dua, insanlardan, insanların güçlerinden, esbap ve esbaba isnad edilen her şeyden sıyrılarak, her şeye gücü yeten bir Zât-ı Ecell-i A’lâ’ya teveccüh etmek demektir. Bakınız Hz. Nuh (aleyhisselâm), “Allahım, yurt ve yuva tutacak şu kâfirlerden bir tanesini bırakma, bir tane kalırsa yine kâfir, yine facir doğuracaktır.”14 diye beddua etmiş.
Evet, o kavmini şu kadar sene irşat etmesi, hak ve hakikati anlatmasına rağmen, onların inanmamaları karşısında rahmetten gazaba yönelmiş.. ve neticede ortalığı seller almış.. yer kaynamış.. batan denizler olmuş.. yeni denizler meydana gelmiş.. zirveler dahi insanlara vefa etmemiş.. ve Allah, kulunun duasını kabul buyurmuş.
Dipnotlar
- 13 Hac sûresi, 22/73.
- 14 Nuh sûresi, 71/26-27.