İçeriğe geç

Buraya kadar anlatılanlar ana hatlarıyla Allah’a varmadaki âdâb ve erkâna ait hususlardı. Şimdi Allah’ın varlığının canlı misallerinden bir ikisini arz etmek istiyorum ki, bunların birincisi hudûs nazariyesidir.

Hudûs, eşyanın sonradan var edilmesi demektir. “Eşya kadimdir.” diyenler Allah’a (celle celâluhu) verilmesi gerekli olan ezeliyeti, eşyaya veriyorlar. Ezeliyet ise, zamanda sonsuzluğun adıdır.. ve ebediyetle iç içedir.. onda zaman yoktur. Şayet yeryüzündeki bütün kumlar, çakıl taşları sıfır olsa ve bunların sol taraflarına en büyük bir rakam gelse, bu müthiş sayı, ezeliyetin yanında hiçbir şey ifade etmez. Ayrıca eşyaya ezeliyet damgasını vuranlar, her şeyi kadim görmenin yanında diyorlar ki, bir gün kâinat sönecek, her şey bir humûdet içine girecek. Hâlbuki termodinamik kanunu, onların bu hükmünü tekzip ettiği gibi, hareket kanunu da onları yalanlamaktadır.

Termodinamik kanununa göre bir gün, kâinattaki hareket müsavi hâle gelecek. Bir maddenin sıcaklığı, diğerinden fazla olmayacak ve bu, umumî bir ölüme sebebiyet verecek ki, varlıkta pozitif-negatif diye bir şey kalmayacak.. ve kâinat işlemeyen bir saate dönecek. Eğer kâinat, sonunda yok olacaksa, demek ki, onun ezelî olması mümkün değildir. Evet, her şeyin bir mebdei, her mebdein de bir mübdii vardır. Allah (celle celâluhu), her mebdein Mübdii’dir.

Hareket kanununa göre eşyada asıl olan atâlettir. Hâlbuki biz görüyoruz ki, her şeyde bir hareket var. Atom çekirdeğinin etrafında dönen elektronlardan korkunç büyüklükteki sistemlere kadar müthiş bir hareket, ürperten bir tahavvülat müşâhede edilmektedir. Hareket için bir zaman ve bir mekâna ihtiyaç vardır. İşte bu ihtiyaçları karşılayan, her şeye gücü yeten de Zât-ı Ecell-i A’lâ yani Allah’tır. Evet, hareket edeni durduran, duranı da hareket ettiren yine O’dur.

138