İçeriğe geç

Aslında, Zât-ı Ulûhiyet hakkında verilecek her malumat, bilhassa mübtedî insanlar için, onların elinden tutup ve önlerindeki mâniaları bertaraf ederek, onları âdeta güneşle yüz yüze getirme ameliyesi ve gayreti demektir. Güneş, bizim kendisini göstermemizden çok çok muallâ ve mübecceldir. Hemen herkes, gözünü açtığı ve nazarını ona tevcih edebildiği ölçüde onu görebilir ve ondan istifade edebilir. Ancak bazı kimselerin gözleri küsûfa tutulduğundan onların rehbere ihtiyaçları vardır.. ve ellerinden tutulup, güneşi görebilecekleri bir ufka götürülmeleri gerekmektedir.

İşte bunun içindir ki bizler çok defa deliller âleminde dolaşırız.. dolaşır ve etrafımızdan Allah’ın varlığına şahitler ararız. Aslında bu da Kur’ânî bir yoldur. Allah, yüce kelâmında, yer yer eşya ve hâdiseleri ele almış, onun sinesinde Kendisine giden yolları bizlere göstermiştir. Yüzlerce yerde, Kur’ân elindeki asasını yere vurmuş, oradan su fışkırtmış ve bu “âb-ı hayat”ı çıraklarına, çömezlerine içirmiş ve “Unutmayın O’nu!” ihtarında bulunmuştur. Dahası hedefe varılacak yolun en kestirmesini göstermiş ve herkesin “mârifetullah” balını ve peteğini kolaylıkla elde edebilmesi için âdeta bir reflektör vazifesi görmüştür. Aslında bir çiçeğin gamzesinden, bir rüşeyme uzanan yolda Cenâb-ı Hakk’a giden yolu hemen her zaman bulmak mümkündür.

İşte, günümüzün irşat kahramanları da, insanları, güneşi rahat görebilsinler diye delâil ve şevâhid ufkuna götürüyor, hem kendileri hem de başkaları görsün, bilsin diye avaz avaz O’nu (celle celâluhu) ilan ediyor, O’nu haykırıyor ve “Biz bu yollarda Senin şahidleriniz.” diyorlar…

Evet, öteden beri gözleri küsûf tutmuş, bakışları maddeye takılıp kalmış olan bazı kimseler, göremedikleri şeyleri inkâr edegelmişlerdir. Hâlbuki “Her şeyi maddede arayanların akılları gözlerine inmiştir. Göz ise mânâya karşı kördür.”

130