Allah (celle Celâluhu)
Cenâb-ı Hakk’ın bilinmesi, yaratılışımızın hedefi ve fıtratımızın da gayesidir. Her şeyden önce O’nun yolunda olmak, ancak O’nun tam bilinmesiyle devamlılık kazanır. Onun için öncelikle fert planında gönüllerimizin onarılması, donatılması ve itminana ermemiz hatta zevk-i ruhanî ile kanatlanmamız, sonra da toplum hâlinde, o toplumun hücreleri sayılan aileler planında huzura kavuşmamız bu yolla mümkün olabilecektir.
Bu sayededir ki insan, kendisi için mukadder olan ufka ulaşabilir. Ancak bütün bunlar, O’nu azametiyle kavramaya, O’ndan gelen sinyallere devamlı açık bulunmaya, O’nun bu mevzudaki ihtarlarına kulak vermeye bağlıdır. O (celle celâluhu), kendi beyan-ı sübhanisiyle anlattığı gibi كُلَّ يَوْمٍ هُوَ فِي شَأْنٍ“Her an O, kemmiyetsiz, keyfiyetsiz ayrı bir hâl ve ayrı bir şe’ndedir.”1 Yani O, her an yaratmakta, her an, yarattığı şeyleri en mükemmele irca etmekte, onlara yeni yeni suretler, keyfiyetler giydirmekte.. ve tabiî her an Kendisini değişik dillerle mahlukatına anlatmaktadır.
O, bir kere anlatmış da sonra kitabı kapatmış, “Bildiğinizle amel edin!” dememiştir. İnsan, zamanın ve mekânın hangi parçasında bulunursa bulunsun, istediği takdirde, bu kudsî dersten bir kısım paragraflar, cümleler, kelimeler duyabilir, anlayabilir. Bu sayede hayatının gayesi, fıtratının neticesi olan bu yüce hakikati, bir kere daha idrak eder, onunla dolar, itminana erer, kalbî huzura kavuşur, zevk-i ruhanî ile kucaklaşır ve daha dünyadan göçmeden Cennet’in bir çekirdeğini içinde inkişaf ettirerek Cennet hayatını dünyada –Allah’ın izniyle– yaşayabilir.
Dipnotlar
- 1 Rahmân sûresi, 55/29.