İçeriğe geç

Birincisi, hilkatin mebdei yani hayatın başlangıcı itibarıyla. Evet, Allah (celle celâluhu) Hayy’dır. Hayat kaynağı ve hayatı veren, verdiği gibi de alacak olan O’dur. O, “Yuhyî ve Yumît”tir.. ve aynı zamanda Kayyûm’dur. Yani verdiği hayatı âhenk içinde devam ettiren ve her an her şeyi görüp gözeten O’dur. Biz bir organizmanın hayatı gittikten sonra bütün teknik imkânlarımızla seferber olsak bile, onu yeniden hayata döndüremeyiz. Öyle olsaydı, herkes kendi yakını vefat ettiğinde, onu tekrar hayata döndürürdü. Hâlbuki etrafımızda devamlı ölümler cereyan ediyor. Ve biz bu geliş-gidişin muamması karşısında, olup bitenleri sadece şaşkın şaşkın seyrediyoruz. Allah (celle celâluhu), hayatı, varlığına bir ayna yapmış, Kendini bir kere de onda göstermektedir. Zira hayatın mülk ve melekût yönleri, doğrudan doğruya Cenâb-ı Allah’a bakmaktadır. Onun için evvelâ, kâinatın hilkatı mevzuu, hilkatin nizam, rahmet ve adalet buudu, yeryüzünde hayatın zuhuru sebeplerle izah edilememiştir. Evet, bunları sebepler dairesi içinde izah etmek imkânsızdır. Gerçi sebepler vardır ve Allah (celle celâluhu) icraatını ona göre yapmaktadır ancak ilk hilkat, mucizedir.

Bu mevzuda ikinci nokta, tenevvuattır. Ayrı ayrı varlıkların meydana gelmesi diye ifade edebileceğimiz tenevvuat, hayat muammasının ikinci buudu, Allah’ın varlığının önemli bir delilidir. Allah (celle celâluhu), dilediğini dilediği gibi yaratır. O, mahlukatı farklı farklı yaratmış ve nevilere ayırmıştır. İnsanlar bile ayrı ayrıdır. “Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık.”12 âyeti bunu açık olarak ifade eder.

141