Evet, onların kibirleri de inanmalarına mâni oluyordu. Zaten kibir, bir Cehennem zakkumu gibidir, her gafil gönülde neşv ü nemâ bulup gelişebilir. Öyleyse insan inanmayı düşünüyorsa kibirden de sıyrılmalıdır. Hatta Cenâb-ı Hakk’ın lütfuyla hidayete ermiş kibirli bir insan, şayet kibrini terk edemezse kat’iyen yükselemez, iki adım öteye gidemez, hakikat ona inkişaf etmez, o imanda derinleşemez, zevk-i ruhanîyi idrak edemez, hatta hadisin ifadesiyle “Kalbinde zerre miktar kibir varsa, Cennet’e giremez.”
Rabb’i tam bilip tanımada, insanların zulümden de sıyrılmaları lâzımdır. Kur’ân’da: “Allah zalim kavimleri hidayet etmez.”4 buyrulur. Haddini aşma, zulmün değişik bir şeklidir. Haddini aşan İsrailoğulları “Allah’ı bize açıktan göstersene!”5 derken zulmediyorlardı. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), kâfir cemaat tarafından bazı şeylere zorlanıyordu ve sürekli zulme maruz kalıyordu. Evet, zulüm de diğer unsurlar gibi insanı, küfre perçinleyen bir marazdır.
Bu olumsuz sıfatlara karşılık bir de, insanı imana götüren, onu arş-ı kemalâta ulaştıran ilim, akıl, tevazu gibi vasıflar vardır.
Kur’ân birçok âyetinde âyât-ı tekvîniyeden bahseder. Nazarları göklerdeki âhenge, o âhengin, yerdeki nizamla uyumlu bütünleşmesine ve insanın bu âhenkler kuşağındaki zuhuruna çevirir. İnsan-varlık ve kâinat üzerinde düşündürür; sonra da: “İşte bunlarda ilim erbabı için ibretler, dersler vardır.”6 der. Kerrat ile kâinat kitabının müşâhede edilmesini ister. Böyle bir yaklaşım ise ancak ilimle mümkündür. Öyle ise ilim, cehalet ve inhirafa karşı, insanı imana götürücü yolların başında gelir.
Dipnotlar
- 4 Bakara sûresi, 2/258; Âl-i İmrân sûresi, 3/86; Mâide sûresi, 5/51; En’âm sûresi, 6/144; Tevbe sûresi, 9/19, 109; Kasas sûresi, 28/50; Zuhruf sûresi, 43/31; Saf sûresi, 61/7; Cuma sûresi, 62/5.
- 5 Nisâ sûresi, 4/153.
- 6 Bkz.: Nûr sûresi, 24/44.