İçeriğe geç

Haddizatında inayet de rahmetin ayrı bir derinliğidir. Allah’ın (celle celâluhu), her şeyi bizim emrimize sunması, imdadımıza koşturması, her hâdisede Kendisine giden bir yol açması… hep O’nun inayetinin eserleridir. Kur’ân, Allah’ın inayetini anlatırken “Âdetleri üzerine seyreden güneşi ve ayı size faydalı kılan, geceyi ve gündüzü istifadenize veren yine Allah’tır. O size istediğiniz her şeyden verdi. Eğer Allah’ın nimetini sayacak olsanız sayamazsınız! Doğrusu insan çok zalim, çok nankördür!”20 buyurur. Evet, bir nefeste iki şükrü eda etmesi gereken insan, bunca nimetler karşısında, Mün’im-i Hakikî’yi vicdanında bulup şükranla iki büklüm olmalı değil midir?

Buraya kadar anlatılanlar, istidlâl yoluyla elde edilen küçük delillerdir. Bize Rabbimiz’i anlatan dört mühim unsur vardır ki, esas söz onlara aittir ve bu hususlar Nur’un temel konularıdırlar.

Bunlardan birincisi, kâinat kitabıdır ki, yukarıda tafsilatıyla anlatılmaya çalışıldı.

İkincisi Kur’ân-ı Kerim’dir. Tebliği, o Nebiy-yi Ümmî’nin (sallallâhu aleyhi ve sellem) esas vazifesi sayılan harikalar kaynağı, erişilmez bir ulu beyandır. Dünden bugüne, varlık ve onun esrarını en mâkul ve insanın içini okşayıcı mahiyette en tatlı bir dille bize anlatan Kur’ân-ı Azimüşşân, Allah’ın varlığına öyle bir delildir ki, onu anlatma imkânı olsa, kâinat kitabının parlak dili, aydın çehresi gibi, onda da bir parlaklık ve aydınlık zuhur edecek, onunla da herkes “Lâ ilâhe illallah” diyecektir.

149