İçeriğe geç

Allah’ın varlığına götürücü delillerden veya konu ile ilgili yapılan araştırmalardan maksat önümüze çıkan bir kısım engelleri, mâniaları bertaraf etmek, temiz vicdanları, vicdandaki nokta-i istimdat ve istinadı işlettirmek, onu semt-i ezel ve ebede tevcih etmek, kişiyi vicdanıyla o ışık ve şualarla baş başa bırakmak ve yüz yüze getirmektir. Yoksa deliller Cenâb-ı Hakk’ın zâtının ve sıfatlarının kayyimi olamaz. Biz O’nun fiillerinden isimlerine, isimlerinden sıfatlarına, sıfatlarından mevcud-u meçhul olan Zât’ına intikalle, Kendisini tanımaya çalışırız. Bununla beraber, Zât-ı ilâhî kat’iyen idrak edilemez. Biz, her zaman مَا عَرَفْنَاكَ حَقَّ مَعْرِفَتِكَ يَا مَعْرُوفُ sözüyle bunu itiraf ederiz. O’nun Zât-ı ulûhiyetine karşı tam bir ibadet de yapılamaz. مَا عَبَدْنَاكَ حَقَّ عِبَادَتِكَ يَا مَعْبُودُ beyanıyla da bunu dile getiririz. Verdiği nimetlerin binde birine bile şükredemez مَا شَكَرْنَاكَ حَقَّ شُكْرِكَ يَا مَشْكُورُ itirafıyla bunu mırıldanırız ve مَا حَمِدْنَاكَ حَقَّ حَمْدِكَ يَا مَحْمُودُ ebedî ahd ü peymânımızla da aczimizi, fakrımızı, zaafımızı terennüm eder, O’nun dergâh-ı nimet perverânesine sığınırız.

153