Gözlerimiz, her yönüyle tam bir harikadır.. ve onlarda her şey yerli yerincedir. Âzamî tasarruf prensibi bakımından hem korunması hem de insan hayatı adına, gözler için bundan daha mükemmel bir konum düşünülemez. Kulak da burun da dudak da yanak da öyledir. Bunlardan bir tanesinin yeri değişse, ahsen-i takvîmin önemli bir buudu olan çehre, sevimsiz bir hâl alır. Eller, ayaklar ve vücudumuzdaki bütün mafsallar da böyledir. Onun için Muhbir-i Sâdık (sallallâhu aleyhi ve sellem) “İnsanın vücudunda şu kadar mafsal vardır, hepsi de hamd ü sena ister. Binaenaleyh siz sadaka verdiğiniz zaman, Rabb’in size bahşettiği bu nimetlere şükürle mukabele etmiş olursunuz. Şayet bunları yapamazsanız, kuşlukta kılacağınız iki rekât namaz, bu nimetlerin bütününe karşı iyi bir şükür olabilir.” mealiyle bu gerçeği hatırlatır.
Ölüm de yine hikmet buudlu bir nimettir. O olmasaydı, bir evde anne-babaların yanında, nineler, dedeler, bunların da nineleri dedeleri… Onların hastalıklarla mücadeleleri, onlara hizmet edenlerin durumu bu hayatı yaşanmaz hâle getirecekti. Bırakın onları, sinekler devamlı yavruladıkları hâlde ölmeselerdi, bir-iki sene içinde dünyanın etrafını birkaç santim kalınlığında sinek kaplayacaktı.
Evet, ölümde bile bir vech-i rahmet vardır. Ölümü de hayatı da birer nimet olarak yaratan ve varlık içinde onları derin bir hikmetle sürdüren Allah (celle celâluhu), hiç abes iş yapmamış, her şeyi yerli yerinde ve tam bir mükemmeliyet içinde yaratmıştır. Bizler neyi tahlil edersek edelim, her şeyin çehresinde engin bir rahmetin parladığını müşâhede edecek ve Allah’ın inayet eline şahit olacağız.