Gerçi, oruç sonunda bize lütfedileceği vaat buyrulan şeyleri henüz almadık. Allah’ın özel teveccühünü maddi alıcılarımızla ve dünyevî ölçülerimizle takdir etmemiz de mümkün değildir. الصَّوْمُ لِي وَأنَا أَجْزِي بِهِ “Oruç sırf Benim içindir; onun karşılığını da bizzat Ben vereceğim.”86vaad-i sübhânîsi ile nazara verilen mükâfat her ne ise onu da tam bilemiyoruz ve henüz o mükâfatı da almadık. Fakat Allah’ın vaadine öyle inanıyoruz ki bunları bize verecek ve bizim beklentilerimizin çok ötesinde, bitip tükenme bilmeyen hazinelerinin büyüklüğüne göre bize lütuflarda bulunacak. İnanıyoruz ki bizi Ramazan’a ulaştıran, bir ay boyunca iftar-sahur arası kulluk mekiği dokuma imkânına kavuşturan, elimizden geldiği kadarıyla vazifelerimizi yapma güç ve kuvveti vererek nihayet bizi bayramla buluşturan Rahman u Rahîm, ileride şimdikinden daha fazla mesut olacağımız mutlu günleri de nasip edecek. İşte bu inançla bayramı idrak ediyor ve ebedî saadet saraylarında geçireceğimiz asıl bayramların hülyalarıyla doluyoruz.
Evet, bütün bir ömür boyu, Cennet yolunda önümüzü kesen sıkıntılar, meşakkatler ve gailelerle; Cehennem’e çeken türlü türlü arzu, iştiha ve şehvetlerle mücadele ede ede cuma yamaçlarına ulaşacağımızı ümit ettiğimiz gibi, iyi bir imtihan vermeye çalışıp “Hak rızası” çizgisinde geçirmeye gayret ettiğimiz Ramazan’dan sonra da ahiret hesabına önemli yatırımlara muvaffak olduğumuz düşüncesiyle, buna muvaffak eden Zât’a karşı içimizde rahmet buudlu bir kısım beklentilerin hâsıl olması gayet normaldir, hatta bu türlü ümit ve beklentiler Allah’a inanmış olmanın gereğidir. Dolayısıyla bayram bizim için, ebedî saadet adına ümit ve beklentilerimizi bağladığımız inşirah günüdür.