Ne var ki Allah’a (celle celâluhu) böyle yürekten bir bağlılığınız yoksa Kadir’i de Hızır’ı da bulmanız zordur. Bunlar ancak kendi gönlünüzde sıdk ve sadakati yakaladığınız; ardına düştüğünüz şeyi önce kendi gönlünüzde arayıp bulduğunuz zaman sır perdelerini açar size. İçinizde hazırcılık mülâhazası varsa, “Hemen bulayım, hemen göreyim, hemen elde edeyim.” duygusuna bağlı iseniz, daha çok beklemeniz gerekecektir.
Bu açıdan, hep ucuza talip olanların Kadir gecesinden tam olarak istifade edebileceğine inanmıyorum. Onlar, bütün bir sene beklesinler; sadece Ramazan-ı Şerif’in yirmi yedinci gecesini ihya etsinler ve böylece Cenâb-ı Hakk’ın, Kadir gecesini hakkıyla değerlendiren insanlara lütfettiği ilâhî lütuflara mazhar olsunlar. Fevkalâdeden ilâhî bir ihsan olmazsa çok olacak şey değildir bu. Onun için İmam Ebû Hanife diyor ki, “Kadir gecesi sadece belli gecelerde değil, senenin üç yüz altmış küsur günü içindeki her bir gecede aranmalıdır. Siz, üç yüz altmış küsur geceyi kemâl-i hassasiyetle ihya ederseniz, Allah Teâlâ da o samimi yüreğinize iltifatlarda bulunur.”77
2. Kadir Gecesinin Değerlendirilmesi
Kadir gecesi, Cenâb-ı Hak tarafından insanlara bol bol bahşişlerin verildiği bir gecedir. Başka bir ifadeyle bu gece, Sultan-ı Ezel ve Ebed’in, kendisine inananlara ulûfeler dağıttığı mübarek bir zaman dilimidir. Bu gecede, o atmosfer içine giren hemen herkese Cenâb-ı Hak, idraki ve kâmet-i kıymeti nispetinde bir şeyler lütfeder. Keza o gece Cenâb-ı Hak, kullarına Sultan-ı Kâinat olarak muamelede bulunur; günahkârların, kölelerin, dilencilerin, muhtaçların ruh perişaniyetine ve mahiyet bozukluğuna bakmaz; bakmaz da Kendi yüceliğine göre ihsanlarda bulunur. Nitekim Resûlullah Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) bu gece hakkında şöyle buyurur: