إِنَّ عُمْرَةً فِي رَمَضَانَ تَقْضِي حَجَّةً أَوْ حَجَّةً مَعِي
“Ramazan ayında yapılan bir umre, bir haccın hatta benimle birlikte yapılmış bir haccın sevabı kadar sevaba medardır.”23
Mü’min, hayatında her sene bu üç aylık kutlu mânevi sürece şahitlik eder. Bu süreç Recep ayı ile başlar ve gittikçe artan bir dozda Ramazan’da zirveye ulaşır. İnsan Ramazan’la birlikte âdeta bütünüyle uhrevileşir. Nasıl uhrevileşmesin ki!? Ebû Hüreyre’den (radıyallâhu anh) rivayet edildiğine göre Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
إِذَا دَخَلَ رَمَضَانُ فُتِّحَتْ أَبْوَابُ الجَنَّةِ وَغُلِّقَتْ أَبْوَابُ جَهَنَّمَ وَسُلْسِلَتِ الشَّيَاطِينُ
“Ramazan–ı Şerif girdiğinde Cennet’in (bir rivayette semanın, başka bir rivayette de Allah’ın rahmetinin) kapıları açılır, Cehennem’in kapıları kapanır ve şeytanlar zincirlere vurulur.” 24
Cenâb-ı Hak sanki insanın melekleşmesi için şeytanlara zincir vurup Cehennem’e giden koridorları kapadığı gibi Cennet’e giden koridorları da sonuna kadar açar. Allah’ın Ramazan’a bahşettiği bu ihsanın farkında olan bir insan, bunu sonuna kadar kullanıp Cennet’e ehil hâle gelmeye uğraşır. Hele Ramazan’ın son on gününe gelince bu gayretlerin artık zirveye ulaşması gerekir. Zira Rehber-i Ekmel Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) bizzat öyle yapmıştır. O’nun pâk zevcesi Hazreti Âişe’nin (radıyallâhu anhâ) ifadeleriyle:
“Ramazan ayının son on günü gelince Resûlullah gecelerini ibadetle ihya eder, ailesini uyandırır, dünyadan el-etek çeker ve kendisini bütünüyle Allah’a kulluğa verirdi.”25
O (sallallâhu aleyhi ve sellem), sadece ibadet etmekle yetinmez, hayr u hasenat adına ne varsa hepsini yapmaya ve böylece Allah’a kurbet yolunda mesafe almaya gayret ederdi. İbn Abbâs (radıyallâhu anhümâ) şöyle demiştir: