İtikâf sırasında hayırdan başka söz söylememeye özen gösterilmelidir. Her ne kadar günah olmayan sözlerin konuşulmasında bir beis olmasa da itikâfın genel ruhuna uygun olan davranış ya hayır söylemek ya da susmaktır. Hele dedikodu, iftira, söz taşıma gibi içeriği günah olan şeylerden fersah fersah uzak durmak gerekir. İtikâf esnasında çokça namaz kılmak, Kur’ân-ı Kerim okumak, zikir ve tefekkür gibi nazarları ahirete çeviren işlerle meşgul olmak, bu ibadetin ruh ve mânâsına en uygun amellerdendir. Ayrıca Peygamber Efendimiz’in, diğer peygamberlerin ve sair büyüklerin hayatlarına dair kitaplar okunabilir; dinî, imanî meseleler müzakere edilebilir.
İtikâf, kişiyi beşerî ve nefsanî bir takım arzu ve isteklerinden alıkoymak suretiyle onun kalb ve ruhun derece-i hayatına çıkmasına zemin hazırlar. Üç ayların başlamasıyla birlikte mânevi bir atmosfere giren mü’min, Ramazan’da oruç ve teravihle birlikte daha da uhrevileşir. Ramazan’ın son on günü gireceği itikâf ise onu, meşru birtakım ihtiyaçlarından da alıkoyarak âdeta melekleştirir. Çünkü o, bu süre zarfında yemesini içmesini kontrol altına alır, dünyevî meşgaleleri terk eder, günahlara bütünüyle kapanır ve sadece ibadet ü taatle meşgul olur.
İtikâf, bazı İslâm büyükleri tarafından, büyük bir zatın kapısında oturup, “İhtiyacımı yerine getirmedikçe bu kapıdan ayrılmayacağım.” diyen bir kimsenin durumuna benzetilmiştir. Kul, on gün boyunca Allah’ın kapısından ayrılmaz ve salih amellerle O’na daha çok yaklaşır, sürekli O’na tazarru ve niyazda bulunur ve hâl diliyle âdeta, “Beni bağışlayıp mağfiret etmedikçe buradan ayrılıp gitmeme azmindeyim.” der.