İçeriğe geç

Evet, Kur’ân, Allah kelâmı olarak okunmalıdır. Mevlâna İkbal bu hususu hayatından bir örnekle ne güzel anlatır: “Ben sık sık Kur’ân okurdum. Buna rağmen babam her defasında bana ‘Oğlum, Kur’ân oku!’ derdi. Bir gün canıma tak etti ve babama, ‘Baba, ben hiç elimden bırakmıyorum ki bu mübarek kelâmı.’ dedim. Bunun üzerine babam bana şöyle dedi: ‘Oğlum! Allah’ın, şerefli elçisi Hazreti Muhammed’e indirdiği Kur’ân’ı, Hazreti Muhammed’e inmiş bir Kur’ân olarak okuma. Kur’ân’ı, doğrudan doğruya Mütekellim-i Ezelî’den (celle celâlühü) dinliyor gibi oku! Yani sana söylediği şeyleri, emri tekrar ediyor mahiyetinde dön Allah’a karşı tekrar et ve öyle oku!’” Kur’ân işte böyle okunmalıdır.

Hazreti Bediüzzaman da Kur’ân’ı, Allah’tan veya Cibrîl-i Emîn’den ya da Hazreti Sadık u Masduk’tan dinliyor gibi okumak gerektiğinden bahseder.43 Kur’ân’ı, doğrudan Mütekellim-i Ezelî’den inmiş olduğunu hissederek okumak ve dinlemek çok ciddi bir meseledir. Kur’ân’a karşı bu hisleri taşıyan bir insan, onun bir kelimesini duyduğunda, on defa aklında evirip çevirir, sonra da o kelimeyi beyninin bütün nöronlarına emanet eder. Kortekse, “Sen biraz bekle, ben yeniden sana müracaat edeceğim.” der. Bir dosyayı karıştırıyor veya kurcalıyor gibi onu alıp bir kere daha baştan sona kadar gözden geçirir. Kur’ân’a bu nazarla bakıldığında, hayatın ferdî, ailevî, içtimaî ve kültürel bütün alanlarıyla alâkalı problemlerimizi ve çözüm yollarını onun içinde bulmak mümkün olacaktır.

52