İçeriğe geç

“Âyette sadece dört vakit zikrediliyor.” şeklinde bir şüphe akla gelebilir. Ancak, حَافِظُوا عَلَى الصَّلَوَاتِ وَالصَّلَاةِ الْوُسْطَى وَقُومُوا لِلهِ قَانِتِينَ “Namazlara ve orta namaza devam edin. Allah’a saygı ve bağlılık içinde namaz kılın.”240 âyetinde bu sayı daha açık bir şekilde ifade edilmektedir. Arapçada üçten az olan şeyler, çoğul sigasıyla ifade edilmez. Dolayısıyla “namazlar” kelimesiyle ifade edilenin en az üç namaz olması gerekir. Âyette bir de “orta namaz” dan bahsedilmektedir. Bununla birlikte en az dört vakit eder. Bir namazın orta namaz olabilmesi için iki tarafında da eşit sayıda namazın olması gerekir. Dolayısıyla dört olamaz. Öyleyse en az beş vakit namaz olmalıdır.“Orta namaz”ın hangi namaz olduğunda ihtilaf edilmiş olsa da, onun ikindi namazı olduğuna dair görüş ağır basmaktadır. Bu görüşü destekleyen rivayetlerden bir örnek vermek gerekirse; Hendek vak’asında, Resûl-i Ekrem (aleyhissalâtü vesselâm), savaşın şiddetinden o günün ikindi namazını vaktinde kılamamışlardı. Bunun üzerine şöyle dedi:“Ey Allahım! Bizi orta namazdan, ikindi namazından alıkoyanların evlerini ve kabirlerini ateşle doldur.”241

Evet, namaz o kadar mühimdir ki, Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) harbin şiddetinden dolayı kılamadığı namazlara çok üzülmüş; o zamana kadar hep insanlığın hayrı ve selameti için dua etmiş iken, bu sefer namazlarına engel olanlara ellerini kaldırıp bedduada bulunmuştur. Rahmet peygamberi niçin böyle yapmıştı? Çünkü namazın O’nun katında ayrı bir değeri vardı. O gün, “salât-ı vustâ” kaçırılmış, dolayısıyla gün parçalanıp ikindi vaktinde Rabb’e teveccüh edilememiş ve miracın bir cüz’ü terk edilmişti.

243