Evet, büyük âlemde bir zaman cereyan ediyor, âdeta bir ok gibi bu zamanın ucu incele incele bize kadar geliyor, sonra da saatler, dakikalar, saniyeler ve âşireler hâline dönüşüyor. Hatta bizim görme ve duyma sınırımızı aşan küçük âlemde bu hat o kadar inceliyor ki, biz onu ancak âşirelerle ifade ediyoruz. Mesela elektronların çekirdek etrafında dönüş hızını, kolumuzdaki saatlerle ölçmemiz mümkün değildir. Aynı şekilde ayın, güneşin deveranını ölçmede de bu saatler çok küçük kalır. Fakat yine de âşireler, saniye, dakika ve saatlerin; onlar gün ve haftaların; gün ve haftalar, ay ve senelerin; onlar da, ömr-ü beşerin ve ömr-ü kâinatın müjdesini haber vermektedir. Öyle ise siz, kolunuzdaki hareket eden saniyeye baktığınız zaman, Samanyolu içinde dönen Güneş’i görecek, adım adım feleğin ecel çarkınıza yaklaştığını duyacak, tabakat-ı beşer ömrünü kurcaladığını müşâhede edeceksiniz. Ve bütün bu duyup sezmeler içinde, bir gün “güm güm” diye atan kâinatın kalbinin duracağını, her şeyin biteceğini düşüneceksiniz. İşte bu anlayış içinde sabah namazı bize ne anlatıyor, öğle vakti neyi hatırlatıyor, ikindi ne diyor, akşam ve yatsı vakitleri neler söylüyor.. anlamak daha kolay olacaktır.