Dolayısıyla namazda okunan Fâtiha, Kur’ân’ın muhtevasını ifade eden bir dil hâline gelir. Biz, bütün takdis, tesbih, tahmid ve tekbirleri onunla ifade eder, kulluğumuzu onunla Allah’a takdime çalışırız. Tabi yalancı çıkmamak için, sonra da bütün bunları fiilimizle ispat eder, “Rabbim! Bizler, söylediğini yerine getirmeyen münafıklar değiliz; dilimizle ifade ettiğimiz şeyleri mühürlemek için mescide gidip yüzümüzü yere koyacağız. Oruçla ağzımıza mühür vuracak, gece sıcak döşeği terk edecek, تَتَجَافَى جُنُوبُهُمْ عَنِ الْمَضَاجِعِ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ خَوْفًا وَطَمَعًا وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ “Korkuyla ve umutla Rablerine yalvarmak üzere (ibadet ettikleri için) vücutları yataklardan uzak kalır ve kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcarlar.”248 âyetine ittiba edeceğiz.” der, bütün bunları bir de hâlimizle gösteririz. Zira dil, kalbin tercümanı; ameller de dilin bürhanıdır. Kalbde temizlik varsa dilde karşılığını bulacak; dilde söylenen şey doğru ise amellere aksedecektir. Bu üç şeyi birbirinden ayırmak mümkün değildir.