İçeriğe geç

Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), Veda hutbesinde, “Zaman döne döne, Allah’ın arz ve semavatı yarattığı gündeki düzenini tekrar buldu. Sene on iki aydır.”250 buyurur. Haddizatında cahiliye döneminde müşrikler, her ne kadar kamerî takvimi esas almakta iseler de haram ayları ticaret mevsimlerine düşürmek için yaptıkları “nesî” denen bir uygulama sebebiyle ayların yeri, sırası dolayısıyla takvim karmakarışık olmuştu. Bu durum da, Cenâb-ı Hakk’ın zamanla ilgili takdir buyurduğu haram ve helâllerin karışmasına sebep olmuştu. Çünkü tıpkı normo âlemde bir zaman olduğu gibi, makro âlemde de büyük bir düzen hareket etmekte ve bir saat işlemekte idi. İşte Allah Resûlü’nün içinde neş’et ettiği toplumda bu iki ayrı zaman birbirine muvafık değildi. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), nübüvvet hayatını ikmal ettiği zaman, Veda hutbesinde bunu da bildirmiş, zamanın tekrar doğru raylarına oturduğunu haber vermişti. Yani o büyük âlemdeki zamana mukabil, küçük âlemdeki zaman da âhenk içinde çarpan bir kalb gibi işlemeye başlamış; küçük âlemdeki dakika, saniye ve âşirelerle ifade edilen zaman, büyük âlemdeki yıllara, haftalara ve günlere denk düşmüştü. İşte bu dakik sır içinde beş vakit namazın taşıdığı sırrı görmek gerekir.

253