İçeriğe geç

Evet, öğle vakti, günlük işlerin kemale erdiği ve Allah’ın nimetlerinin doruğa ulaştığı ânı hatırlatır. İnsan, o vakitte günlük işlerin sıkıntısından âdeta boğulacak hâle gelir. Bu hengâmda o, bir taraftan bütün bu sıkıntıları atıp kurtulmak, diğer taraftan da günün o saatine kadar Rabbin, başından aşağıya yağdırdığı nimetlere karşı şükürde bulunmak maksadıyla mescide koşar ve dünya işlerinden muvakkaten sıyrılarak bir nefes alma fırsatı bulur. Aczini, fakrını, “Büyük Sensin, küçük de benim Allahım!” diyerek yeniden bir kere daha itiraf eder. Sonra da, “Senin azametin karşısında bütün uzuvlarım inkiyat içindedir.” mânâsına rükûa gider ve secdeye kapanır. Bütün bunlar, ruh için öyle bir teneffüstür ki, insan gerçekten ruhunu dinlese ve kalbinin atışlarına kulak kesilse âdeta onda dersten bunalan talebenin teneffüse kavuşma heyecanı duyacaktır.

Yine Efendimiz’in, إِنَّ شِدَّةَ الحَرِّ مِنْ فَيْحِ جَهَنَّمَ “Sıcağın şiddeti, Cehennem’in bir kabarmasıdır.”252 buyurduğu öğlenin şiddetli hararetinin başa vurduğu zaman mescide koşma, Allah’a dehalet edip hiçbir gölgenin bulunmayacağı günde Rabbin gölgesi altına sığınma, Resûl-i Ekrem’in Livâhü’l-hamd sancağı altına girme ferahlığı taşır.

Evet, bu mânâda öğle namazına gelme, cismaniyeti muvakkaten bırakıp kalbin feryadına kulak verme ve ruhun terminolojisini dinlemedir ki, bu da ayn-ı huzur ve saadettir.

c. İkindi Vaktinin İfade Ettiği Mânâ

258