Dolayısıyla Asr-ı Saadet, beşerin zevale doğru meylinin habercisidir. Resûl-i Ekrem’in, bütün peygamberlerin sonuncusu olması itibarıyla, belli ki beşerin ömrü az kalmıştır; ikindi güneşiyle kendi ihtiyarlığımız gibi, Asr-ı Saadet ile de bunu hatırlarız. Biz, birbirine muttasıl bu hâdise ve vakalar karşısında, ister bir hüzün ve teessüf ifadesi olarak, isterse ahirete intikal ve irtihal edip Cennet nimetlerinden istifade etme neşvesiyle Rabbin huzuruna gelir, ikindi namazını eda ederiz. Kur’ân, Asr sûresinde bu vakte kasem etmektedir. Üzerine yemin edilen böyle bir vakitte bu duygularla Rabbin huzuruna koşmakla sanki biz, eşyanın fena ve zeval seli içinde akıp gitmesi karşısında onları bakileştirme yolunu araştırmış oluruz. Minarelerden yükselen “Allahu ekber” sözleri, bize can getirir ve yeniden hayat nefheder.
d. Akşam Vaktinin İfade Ettiği Mânâ
Akşam vakti bir gurûb ânıdır; gün biter, güneş batar ve biz ayrı bir zaman dilimine gireriz. Bu hâl, yirmi dört saatlik bir günün bitişiyle birlikte bizim ölümümüzden de haber verir. Zira bir gün gelip ölecek, bir kefen içine sarılacak, el, ayak ve çenemiz bağlanarak kabre konacağız. Başımıza bir çift taş diktikten sonra eş-dost bırakıp gidecek ve orada yalnız kalacağız.
Diğer taraftan bu vakit, bir can çekişmesi içinde küre-i arzın hırıltılarına da dikkat çeker. Güneşin batması, doğan her şeyin bir gün gurûb edeceğini, bütün sistemlerin batacağını hatırlatır ve, إِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ وَإِذَا النُّجُومُ انْكَدَرَتْ وَإِذَا الْجِبَالُ سُيِّرَتْ “Güneş katlanıp dürüldüğü, yıldızlar (kararıp) döküldüğü, dağlar (sallanıp) yürütüldüğü zaman…”254 işaret eder. Bu dehşet ve hayret içinde hüzünlenen kalbimize teselli vermek ve ruhumuzu inşiraha kavuşturmak için akşam namazına koşarız.