İçeriğe geç

Evet, kudsî hadiste de ifade edildiği gibi “Allah” diyene “Lebbeyk kulum!” diyen, yürüyerek gelene koşarak giden Hâlık-ı Zü’l-Celâl’in, bu feryatları karşılıksız bırakması düşünülemez.35 İşte O’dur ki, kendine samimî bir şekilde yönelen bu kullarına şöyle cevap veriyor: “Ben erkek olsun, kadın olsun –ki hep birbirinizdensiniz– içinizden, çalışan hiçbir kimsenin yaptığını boşa çıkarmayacağım. Onlar ki, hicret ettiler, yurtlarından çıkarıldılar, Benim yolumda eziyete uğradılar, çarpıştılar ve öldürüldüler; andolsun, Ben de onların kötülüklerini örtecek ve onları altlarından ırmaklar akan Cennetlere koyacağım.”36

Bu son âyet-i kerimede dikkat edilmesi gereken önemli bir husus da, yapılan tevbelere cevab-ı savabın verilmesi değildir. Belki bu cevab-ı savap arasında, insanlara yapmaları gereken davranışların tekrar hatırlatılmasıdır. Bunlar, Allah yolunda mücadele ve mücahede, yine bu uğurda, gerekirse hicret, mukatele vb. şeylerdir.

Evet, bir taraftan tevbe ve inâbe yapan gönüller okşanıyor, onların duaları kabul ediliyor ve hüsnüzanları karşılıksız bırakılmıyor, diğer taraftan vazifeleri hatırlatılarak sırat-ı müstakîme davet ediliyorlar. Böylece günahkâr olup ümitsizlik içinde ya cemiyet tarafından tecrit edilen ya da bizzat kendisini cemiyetten tecerrüt edip uzlete çekilen “Battı balık yan gider.” felsefesine göre kendilerini salma durumunda olanlar, Kur’ân’ın bu ifadeleri ile yeniden hayat buluyor, yeis bataklığı içinde boğulmaktan kurtuluyor ve tekrar bir durum değerlendirmesi yapıp, topluma faydalı birer fert hâline geliyorlar.

344