Görüldüğü gibi devrimizden on-on bir asır önce yazılmış bir tefsirde, bugünün ilmî verilerine mutabık bilgiler sunulmaktadır. Şahsen ben İbn Cerir’in bu neticeye, sahabe anlayışına sadık kalarak ulaştığı ve değişik devirlerin anlayışlarının mutlak doğru kabul edilmesi yüzünden, ondan daha çağdaş tefsirlerin o seviyeye henüz ulaşamadığı kanaatindeyim.
Taberî’ye ilaveten rivayet tefsiri tedvin eden müfessirler arasında; “Bahru’l-ulûm” sahibi Ebu’l-Leys Semerkandî’yi ve “el-Keşf ve’l-beyan” tefsiriyle Sa’lebî’yi, “el-Veciz” isimli tefsiriyle İbn Atıyye’yi de sayabiliriz.
Bunlar, Resûl-i Ekrem’den mervî olan tefsirle alâkalı bütün âsârı bir araya getirip telifatlarında kaydetmişlerdir. Kur’ân’ın o dupduru ve sahabe ufkuyla nasıl anlaşıldığını biz genellikle hep bu tefsirlerde görmekteyiz. Tabiî ki, sahabe anlayışı da vahyin kaynağı Efendimiz’le (sallallâhu aleyhi ve sellem) irtibatlı idi.
Daha sonraki devirlerde, başta bundan altı-yedi asır evvel yaşamış olan “Tefsiru’l-Kur’âni’l-Azîm” sahibi Hafız Ebu’l-Fidâ İsmail İbn Kesîr’i görürüz. İbn Kesîr, aynı zamanda büyük bir hadis tenkitçisidir. Tefsirde israiliyatı büyük ölçüde ayıklamış ve bazı hadislerin uzun uzun kritiğini yapmıştır. Ondan yaklaşık bir asır sonra da “ed-Dürru’l-mensûr” sahibi Celâleddin es-Suyûtî’yi müşâhede ederiz ki, o da, rivayet sahasında mevcut malumatın pek çoğunu toplamaya çalışmıştır.
Elbette burada, rivayet tefsirlerini bütünüyle sayacak değiliz. Sadece fikir verme babından, en önemli olanlarını arz ettik. Bu insanlar, tefsirlerinde yaklaşık yirmi-otuz bin hadis toplamışlar ve daha sonra gelen bir kısım muhakkikler ise, bunların tahkik ve kritiğini yapmışlardır.