Evet, bu ve benzeri âyetlerde, Kur’ân’daki bu engin müsamaha ve hoşgörüyü müşâhede eden bir hayli insan vardır ki, Huzur-u Risaletpenâhî’ye gelerek suçlarını itiraf etmişler, suçlarına terettüp eden dünyevî cezayı çekme –ki bu ölüm de olabilir– talebinde bulunmuşlardır. Nitekim zina suçu işleyen Mâiz ve onun suç ortağı Gamidiye oymağına mensup bir kadının, Allah Resûlü’ne gelip suçlarını itiraf etmeleri, bahsini ettiğimiz gerçeğin örneklerinden sadece bir tanesidir. Dünya hayatını feda etme pahasına gelip cürümlerini itirafta bulunan bu insanların nedamet hislerini anlama ve anlatma, günümüz insanının tasavvur ve idrak ufkunu aşar zannediyorum.
Hâsılı, peygambere isyan etme büyük bir cürümdür. Bu cürüm, bir gün gelir bütün bir toplumun helâkına sebebiyet de verebilir. Onun için Kur’ân, bu önemli mesele üzerinde olağanüstü bir hassasiyetle durmuştur; durmuş ve Peygamber’e itaati, Allah’a itaatla eşdeğerde tutmuştur.26 Hatta toplumun bütününün bu düşünce ve inanç içinde olması gerektiğini bildiren âmir hükümler ve müeyyideler vaz’etmiştir. Bu emre imtisal etmeyen günahkârları ise ye’se düşürmemiş, aksine onların ruh ve karakter yapılarını ıslah edecek yöntemler ortaya koymuş, onlara da çıkış yolları göstermiştir.
4. Musibetler ve Sabır
Allah’ın takdiri icabı başa gelen musibetler, ona karşı takınılacak tavra göre insanın günahlarına keffaret veya o günahların katmerleşmesine vesile olabilir. Evet, İslâm’a göre musibetler bizatihi günahlara keffaret olmaz. Onu kefaret vesilesi yapan, şahsın Allah’a başkaldırmaması, isyan etmemesi; aksine söz ve fiilleriyle O’ndan razı olduğunu ortaya koymasıdır.
Dipnotlar
- 26 Bkz.: Nisâ sûresi, 4/80.