Kur’ân, onları anlatırken kullandığı, “Onların (münafıkların) durumu, (karanlık gecede) bir ateş yakan kimse gibidir…”13; “Yahut (onların durumu), gökten sağanak hâlinde boşalan ve içinde yoğun karanlıklar, gürültü ve yıldırımlar bulunan yağmur(a tutulmuş kimselerin durumu) gibidir…”14 ifadeleriyle, “şimşeğin çaktığı, gök gürültüsünün ortalığı velveleye verdiği, yağmurun bardaktan boşalırcasına yağdığı” bir atmosferde, onların telaşlı, endişeli ruh portrelerini tasvir etmektedir. Yani onlar, Kur’ân’ın, hastalıkları ve hasta ruhları teşrih etmesi karşısında, kendilerinin de isim be isim zikredileceği endişesini taşımaktadırlar.
Ne var ki, terbiyede takip ettiği yüce gayeler gereği Kur’ân, onları bu şekilde tasvir ederken, evvelâ hitabı umumîleştirerek insanları belli bir platforma çekmektedir. Verdiği misallerde, münafık olsun olmasın, onları tasvir ederken ve içlerindeki endişeleri dile getirirken, dahası başlarına gelebilecek belâ ve musibetler karşısında yaşadıkları iç burkuntularını arz ederken, onları iç dünyalarında çok iyi takip eder ve tam “Elhamdülillah biz değilmişiz ta’nedilen, çok şükür kurtulduk!” diyecek kadar şükran hislerini dahi iman istikametinde kullanmayı hedefler. Kur’ân, onların, “Şu canhıraş hâlden kurtulalım, Allah’ın bütün istediklerini yerine getireceğiz.” dedikleri ânı, bu kadarcık olsun vaad ve ümitlerini dahi irşada vesile kılar. Ve bu hislerini bu seviyeye getirdikten sonra da: “Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk ediniz…”15 diyerek onları hakkı teslime davet eder.
Bakara sûresi 8-13. âyetleri çerçevesinde, Kur’ân’ın tahlil eksenli insan ledünniyatına girdiği ve bunu yaparken ne gibi teşrih ve tespitlerde bulunduğu dikkatle üzerinde durulacak ayrı bir konudur.
Dipnotlar
- 13 Bakara sûresi, 2/17.
- 14 Bakara sûresi, 2/19.
- 15 Bakara sûresi, 2/21.