İçeriğe geç

Esasen Kur’ân, adım adım insanoğlunun peşindedir ve hep onu takip eder durur; takip eder durur ve onun en zayıf tarafını, tam gönlünün arzuladığı, kabul etmeye müheyyâ hâle geldiği en uygun ânı yakalayarak elçisi vasıtasıyla ona şöyle buyurur: “(Resûlüm!) De ki: Size bunlardan daha hayırlısını bildireyim mi?”17 Yani, size içine daldığınız, bütün ruhunuzla ona teveccüh ettiğiniz, onun zevk ü sefasıyla kendinizden geçtiğiniz, onda elde ettiğiniz imkânlarla ne yapacağınızı şaşırdığınız, çok defa malıyla-menâliyle gururlandığınız dünyadan daha hayırlı bir şey söyleyeyim mi?

Aslında ruh her şeyiyle böyle bir suale “Evet” demeye müheyyâ hâle gelmiştir.. ve siyak imdada yetişir: “Allah’tan korkanlar için Rabbileri katında altlarından ırmaklar akan, içinde ebediyen kalacakları Cennetler, tertemiz eşler ve Allah’ın rızası vardır. Allah, kullarını en iyi görendir.”18

Bu üslûpla Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan, kalbinde dünya endişesi ve malının, mülkünün yok olması korkusu taşıyanlar, gelecek adına ümitsizlik içinde çırpınanlar, kırılanlar ve “Öldükten sonra ne olacağız?” endişesiyle kıvrananlara ne muhteşem bir melce ve mencâdır. Evet, “Yok mu beni kurtaran; insaniyetin kemaline çıkararak âlâ-yı illiyyîne ulaştıran?” diyen hemen herkese yegâne sığınak ve teselli kaynağı işte bu Kur’ânî mesajdır.

Kur’ân, bazılarının kaybettikleri dünya cennetlerine ve mutluluklarına mukabil, altlarından ırmaklar akan Cennetleri vaadetmektedir ki, bu ifadeler, teselliden de öteye büyük bir hakikatin ve ebediyete uzanan bir hayatın ilk muştularıdır.

Sonra da, “Orada tertemiz zevceler vardır.” buyrulmaktadır ki, aslında Kur’ân, âyet be âyet ciddî bir şekilde tahlil ve tetkik edilebilse, onun, insanoğlunu adım adım takip ettiği ve onun bütün hislerine, duygularına tercüman olduğu görülecektir.

323