İçeriğe geç

أَنْدَادًا kelimesi, “eş, menend, şerik” mânâlarına gelen نِدّ kelimesinin çoğuludur. Lafzen ve mânen misl-emsal gibidir. أَنْدَاد cem-i kıllettir, yani azlık ifade eden bir çoğuldur. Bir bakıma da zıddın karşılığı olarak kullanılır. “Cenab-ı Hakk’ın ne zıddı vardır ne de niddi.” denir. Yani ne Kendi gibi benzeri, eşi, menendi, emsali vardır ne de bir zıddı. O’na zıt farz etmek, daire-i ulûhiyette bir sınır tayin etmek, yani –hâşâ– buraya kadar “O” (celle celâluhu), bundan ötesi de “gayr” demek olur. Cenab-ı Hak, nura nispeten bir zulmet veya zulmete nispeten bir nur gibi zıddiyeti olan bir varlık değildir. Bütün varlığın O’nunla münasebeti Hâlık-mahlûk (Yaratan ve yaratılan) münasebetinden ibarettir. O yaratır, varlık da yaratılır. Dolayısıyla Allah (celle celâluhu) zıddan da münezzeh ve mukaddestir ve eşten, benzerden de. İşte فَلَا تَجْعَلُوا لِلهِ أَنْدَادًا âyeti böyle bir niddi reddeder. لَيْسَ كَمِثْلِه شَيْءٌ “O’nun (celle celâluhu) benzeri hiçbir şey yoktur.” (Şûrâ sûresi, 42/11) âyeti de misliyyeti reddeder. Hazreti Hakkı konuyla alâkalı şöyle der:

Bulunmaz Rabbimin zıddı ve niddi, misli âlemde, Ve suretten münezzehtir, mukaddestir Teâlallah.

Buna göre âyetlerin meal-i münifi şöyle olmalıdır:

428