Bu konuda, Allah’a kulluk ve O’nun emirlerine ve nehiylerine uymadan ibaret olan “şeriat-ı garrâ”ya ittibaın yanında, şeriat-ı fıtriye ve âyât-ı kübra gibi âyât-ı tekviniyeye tevfik-i hareket de çok önemlidir. Ne var ki bunun hakikatine de yine dinin temel disiplinlerine uymakla erilir. Zira insan, her zaman o cüzî aklı ve cüzî ilmiyle kâinatta dönen dolap ve çarklara tevfikî hareket edip o dolapların üstünde kalmaya muvaffak olamaz. Bu konuda bütün kâinatı görebilecek bir göz ve bu görüşten hâsıl olan bir ilim gerekir ki, insan dönen bu dolaplara göre düşünce ve davranışlarını plânlayabilsin. Böyle bir durum ise ancak şeriat disiplinleriyle mümkün olabilir. Zira şeriat, Allah’ın kelâmı ve kitabına dayanmaktadır. Onun için insan emir ve nehiylere uymanın yanında sünnetullaha yani kâinatta cari kanunlara da tevfik-i hareket ederse fıtratı yaşar, fıtrî olur ve bulunması gereken yerde bulunur.