İçeriğe geç

Mütekellime râci olmasına bir örnek verecek olursak: يَا هَامَانُ ابْنِ لِي صَرْحًا لَعَلِّي أَبْلُغُ الْأَسْبَابَ “Firavun (veziri) Hâmân’a, ‘Bir sarh (yüksek bir kule veya ehram) yap da başına çıkıp esbab-ı semaya muttali olayım. (Yani bu şekilde esbab-ı semaya muttali olmayı umuyorum’) demişti.” (Mü’min sûresi, 40/36) Bu tereccî mütekellime râcidir, yani uman, sözü söyleyenin kendisidir. Firavun, bu yüksek ehramların başından esbab-ı semaya muttali olabilirim ümidi ve recâsı içindeydi. لَعَلَّ’nin diğer mânâlarıyla alâkalı da Kur’ân-ı Kerim’de pek çok misal vardır. Mesela işfak ve tahzir mânâsına şu örnek verilebilir: Bir meselede Efendimiz’i (sallallâhu aleyhi ve sellem) sakındırmak, olması gerekenden fazla şefkat ve re’fetten; merhamet-i ilâhiyeden ileri re’fet ve şefkatte bulunmadan tahzir için, tadil ve takdir edalı bir ifadeyle şöyle buyrulur: فَلَعَلَّكَ بَاخِعٌ نَفْسَكَ عَلَى آثَارِهِمْ إِنْ لَمْ يُؤْمِنُوا بِهَذَا الْحَدِيثِ أَسَفًا “Neredeyse bu Allah beyanına inanmadıklarından dolayı kendini helâk edeceksin?” (Kehf sûresi, 18/6) Bir başka örnek: Peygamberin tebliği neticesinde kâfirlerin hidayeti kabul edip etmeyecekleri Allah nazarında bellidir, kat’idir. Ama O (celle celâluhu), işi recâya bağlar ve Hazreti Musa ve Harun’u (aleyhimesselâm) Firavun’a gönderirken: فَقُولاَ لَهُ قَوْلاً لَيِّنًا لَعَلَّهُ يَتَذَكَّرُ أَوْ يَخْشَى “Ona kavl-i leyyin ile, yumuşak bir üslupla, tatlı dille konuşun. Belki düşünür, haşyete erer, içinde saygı hâsıl olur.” (Tâhâ sûresi, 20/44) buyurur ki burada tereccî, mütekellem anh’a ya da muhataba râcidir; yani “Onun hakkında böyle bir recâ kapısı açıktır, bunu ümit edebilirsiniz.” demektir. Sadedinde olduğumuz âyet-i kerimede ise mütekellem anh ile muhatap aynıdır, ta’lîl anlamıyla da beraber düşünüldüğünde mânâ şöyle olur: “Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize ibadet edin; edin ki takvaya ermeyi, ilâhî himayeye girip korunmayı ancak bu şekilde ümit edebilirsiniz.”

426